Sosyal bilimler dünyasından emekli olduktan sonra köklerinin uzandığı Sakarya’daki aile topraklarına dönen Berin Ertürk, 22 yıldır “çiftçi” kimliğini gururla taşıyor. 1800’lerin sonundan kalma bir aile mirasını, sadece üretim yapılan bir arazi değil, zehirsiz gıdanın mümkün olduğunu kanıtlayan bir yaşam alanına dönüştüren Ertürk; 20 çeşit domatesten ekinezyaya kadar geniş bir yelpazede, doğanın kendi döngüsüne saygı duyarak üretim yapıyor. “Organik” sertifikalı üretim yapmasına rağmen, bu kavramın endüstrileşmesine mesafeli duran Ertürk, gerçek şifanın ısırgan ve sarımsak suyunda, yani doğanın ta kendisinde olduğunu savunuyor.
“Biz doğal yetiştiren ama satamayanlar olarak birlikte hareket etmeye başladık.”
Bu işe nasıl başladınız?
Benim adım Berin Ertürk, emekli olduktan sonra çiftçi oldum. Sosyal bilimler kökenliyim ama mesleğim sorulunca göğsümü gere gere çiftçiyim diyebiliyorum. 22 senedir bu arazide yeni bir şeyler yetiştirmeye çalışıyorum. Burası ailemize ait aslında, 1800’lü yılların sonunda dedemin köyü burası. Dedemden sonra babam toprağa sahip çıktı ama kendisi çiftçi olmadı. Şimdi de 3 kardeşiz, üçümüzün ortak mülkü ama bir tek ben çiftçilik yapıyorum. Burası Sakarya’nın bir köyü, Kafkasya’dan göç edip gelenler yerleşmiş.
Kendimi ‘organik çiftçi’ olarak tanımlamayı uzun yıllar önce bıraktım.
İlk zamanlar Şişli’deki pazar açıldığında organik ürünlerimizi oraya götürüyorduk. O zamanlar hiç pazar yoktu, tamamıyla ihracata yönelik üretim vardı. Biz doğal yetiştiren ama satamayanlar olarak birlikte hareket etmeye başladık. Her yetiştirdiğimizi tüketme şansımız yok. Ben ürünümü İstanbul’a yolluyorum, sen yumurtanı İstanbul’a yolluyorsun, o zaman iki araba gideceğinz kargo ile birlikte yapmaya başladık. Üç kişi başladık bu işe, şimdi genişledik.



Hangi sebzeleri yetiştiriyorsunuz?
Yetiştirmediğimiz sebze yok aslında. Bunların bir kısmı bilinen sebzeler, onun dışında çok nadir sebzeler de var. Burada 20 çeşit domates var ekili tohum olarak. Fasulye çeşitleri var. Kantaron çiçeği, enginar ve ekinezya gibi bitkiler de yetiştiriyoruz. Burası ortak malımız gibi oldu, elimizden geldiği kadar yetiştiriyoruz.
Organik besinler hakkında ne düşünüyorsunuz?
20 sene önce tarımda zehir konusu bilinmiyordu bile, şu anda ciddi bir bilinç var. Gıda niyetine satılan ve çocuklara yedirilen birçok şeyi yemeseler daha iyi olacak. Aşırı şekerli, nişastalı besinler, katkı maddeleri içeren yiyecekler ucuz gibi görünse de bağımlılık yapıyor. Bunlar çok büyük bir tuzak. Çocuk normal gıdanın tadını alamıyor. Burası organik sertifikalı bir çiftlik. 2002 yılından beri sertifikamız var. Ben kendimi organik çiftçi olarak tanımlamayı çok uzun yıllar önce bıraktım.
Ben organik fuarına gittikten sonra, organik lafını kullanmayacağım dedim. Çünkü organiğin savunmasını artık yapamıyorum. Patates cipsi, sağlıklı gıda diye satılıyor. Organik tarımda kimyasallar kullanılmasın. Bu anlayışta insana ve toprağa faydası olmayan üretim biçimi oluşabiliyor.
”Bitkilerin asıl ilacı, yine bitkiler. Isırgan ve sarımsak suyu hemen hemen her problemi çözüyor.”
Tarım ilaçları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bitkilerin asıl ilacı, bitkiler. Biz iki tane ciddi ilaç kullanıyoruz. Biri ısırgan suyu, biri de sarımsak suyu. Hemen hemen her problemi hallediyor. Birçok zararlıyı ve hastalığı bu iki ot ile hazırladığımız ilaçlarla halledebiliyoru. Malesef piyasadaki tarım ilaçları giderek kötüleşiyor. Kullanılan ilaçlar sistemik, yani bitkilerin içine işliyor. Siz ne kadar yıkarsanız yıkayın o zehri yutuyorsunuz. Korkunç bir şey.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
