Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın karşısına çıkardığı bir tesadüfle mutfak kültürünün dijitalleşmemiş dünyasına adım atan Sahrap Soysal, tam 26 yıldır Anadolu’nun lezzet hafızasını bizlere taşıyor. Başak Okşak, Türk mutfağını bir tarif defteri olmaktan çıkarıp kültürel bir anlatıya dönüştüren Soysal ile kariyer yolculuğundan gastronomi dünyasında kadının varlığına, uluslararası başarılardan bitmek bilmeyen çalışma tutkusuna uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdi.
“Gastronomi dünyasında ‘Kadının Adı Yok’.”
Sahrap Hanım, siz hep çok neşeli, eğlenceli, çok lezzetli yemekler yapan ve aileden biri olmayı başaran birkaç isimden bir tanesisiniz. 26 yıl mı oldu bu işe başlayalı?
Evet başlamam 2000 yılındaydı ve 26 yıl olmuş. Yani televizyonların, daha internetin olmadığı, dijital medyanın sadece televizyon olduğu bir dönemdi o zamanlar. Yemek programlarının da yeni başladığı dönemlerdi. Büyük tesadüf aslında. Ben ODTÜ mezunuyum, kimyacıyım, yıllarca çalıştım. 40 yaşından sonra ikiz bebeklerim oldu. Bir süre işten uzak kaldım, halbuki çok iyiydim. Böyle televizyondan bir teklif geldi, çünkü çok iyi yemek yapıyordum. Sohbetim tatlı diye düşünmüşler, o zaman televizyona gelen büyük bir sponsor ‘’Ben artist, sanatçı, fotomodel istemem. Böyle bir halktan biri olsun.’’ demiş. Her şey tesadüfen oldu yani ve ben de hiç itiraz etmedim, hemen ertesi günü gittim.
Türkiye’de kadın eleştirdi mi ‘yemeği beğenmedi’ diye tepki görüyor, bu işi hep erkeğin anlatmasını istiyorlar.
Stüdyoya girdim bana ‘’Sahrap Hanım, kırmızı ışık yanan kameraya bakacaksınız, şuna doğru konuşacaksınız.’’ diye anlattılar. Kameralar açılınca ben annem şöyle dedi, kayınvalidem bu yemeği şöyle yapar diye anlatmaya başladım. Yöneticiler de ‘’Tam aradığımız gibi bir kadın, hemen başlayalım.’’ demişler. 26 yıl önce Mutfakta keyif diye bir programla başladım. O günden beri de devam ediyorum.



Size daha önce konuştuğumuz bir şeyi sormak istiyorum. Sizce gastronomi dünyasının içinde neden bu kadar az kadın var?
Kadın az doğru, aslında birçok sektörde kadınların yeri daha çok arttı ama gastronomi sektöründe böyle kaldı. Bazen Duygu Asena’nın dediği aklıma geliyor ‘’Kadının Adı Yok.’’ Öyle bir kitabı vardı. Mesela gurmeler, Türkiye’de kadın gurme olamıyor. Ben 26 yılımı verdim. Bugün gurme dediğimiz kişilerin hepsi arkadaşlarım, hepsini de seviyorum. Ama onlar ne yediyse, ne tattıysa, ne gördüyse biz de gördük. Ama biz Türkiye’de ‘’Şu yemekte bu olmalıydı.’’ diye yorum yapsak, bizi duvardan duvara vuruyorlar. Kadına bak yemeği beğenmedi diyorlar.
Ben de hep çekindim böyle şeyleri söylemekten. Yoksa en gurmeyi getirin karşıma, aynı yemeği yiyelim. Ben de size onun hikayesini, coğrafyasını, tarihini anlatırım. Kendi bilgi donanımımın çok yüksek olduğuna inanıyorum. Çünkü hala çok çalışıyorum. Ama erkek anlatsın isterler.
Normalde toplumumuzda yemekleri yapan kadınlar. O yüzden kadınların uzmanlaşabileceği bir alan varsa, o yemek olabilirmiş gibi gelirdi bana.
Evet, neden olmasın? Türkiye’deki bir kadın, Fransız bir kadını, Alman bir kadını veya Finlandiyalı bir kadının eline su dökemez. Türk kadınları inanılmaz. Ben Türk kadınlarıyla televizyonda çok program yaptım, Anadolu’yu dolaştım. Hala şok oluyorum, neler biliyorlar, neler yapıyorlar. Çok marifetliler ama bunu meslek olarak aşçılığa veya şefliğe döken kadın çok yok. Bütün bunların yanı sıra da mutfaklarda arkada çalışan çok kadınlar da vardır. Dolmaları sararlar, sebzeleri doğrarlar, çorbaları yaparlar. Ama onlar tabii çok ön plana çıkmıyor. Daha çok erkekler konuşuluyor.
Sahrap Hanım, kariyerinizle ilgili birçok şey anlattınız. Neredeyse uzmanlaşmak için yapmadınız hiçbir şey kalmamış. Biri öıkıp sizin arkanızda kimler var, bu konuma güzelliğinizle mi geldiniz dedi mi hiç?
Tabii, arkanda şu var, bu var diyenler oldu. Allah’tan çok iyi bir huyum var. Hiç o söylenenlere bakmam. Yaptığım işi çok sevdiğim için de tutkuyla yaptığım için de yürürüm ve giderim yani. Ama olmaz olur mu? Tabii ki oldu.
”Dünya birinciliği ödülünü aldığımda bana ‘Gelen tüm kitaplar tarif kitabıydı, siz ise yemeğin tarihini ve kültürünü anlatmışsınız’ dediler.”
Sahrap Hanım, sizin çok kıymet verdiğiniz işlerden bir tanesi olan reçeteleri bütün Anadolu’yu gezip kaydettiğiniz kitaplar var. Bu yola nasıl çıktınız bize biraz anlatır mısınız?
Ben 2004 yılında ‘’Bir Yemek Masalı’’ diye bir kitap yazdım. Gourmand’ı biliyorsunuz, uluslararası yemek oscarı diyorlar. Benim ilk tanışmam 2002 yılında oldu. Henüz hiçbir Türk kitabı yoktu ve tesadüf oldu. Türk mutfağını İsveç’e anlatmak için gitmiştim ve orada tanıştık. Türkiye’de Gourmand’a ilk kitap yollayan ve ilk büyük ödülü alan benim. Söylemekte de bir mahsur görmüyorum. Yıllardan beri Türkiye’de Gourmand’a giden bütün kitapların incelemesini ben yapıyorum. İlk girişimi ben yaptım ve 26 yıldır da devam ettiriyorum.
Yurt dışına gittik, bu kitabı yolladık ve dünya birincisi oldu dediler. Ben asla sadece tarif kitabı yazmam. Muhakkak yemeğin tarihini, kültürünü, geleneğini ve hikayesini de anlatırım. Ben ‘’Neden bu ödülü bana verdiler?’’ dedim. ‘’Çünkü gelen kitapların hepsi tarif kitabıydı. Siz tarih ve kültürünü anlatmışsınız. O yüzden size dünya birincisi dedik.’’ dediler. İlk ödülümü oradan aldım ve o zaman anladım. ‘’Sahra yemek bir kültürdür. Bu çok önemli ve bunu böyle devam ettir.’’ dedim. Yıllardan beri de yabancılardan öğrendim ben de bu işi. Yani bu işi tutkuyla yapıyorum. Ben hala hiç emekli olmayı düşünmüyorum. Bana yaşlandın, emekli ol, gençler gelsin diyorlar. Çok doğru. Çok doğru ama çok seviyorum yani. Ben böyle gözüm kapayıncaya kadar böyle yazayım, bu işi anlatayım istiyorum.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
