Çocukluk yıllarını Tarsus’un pamuk ve narenciye tarlalarında çalışarak geçiren Yeter Şenbaş, bugün Adana’nın sokaklarında hem bir anne hem de bir usta olarak dimdik duruyor. Hayat arkadaşını kaybetmenin derin üzüntüsünü, henüz 14 yaşındaki oğlunun geleceği için bir çalışma azmine dönüştüren Şenbaş; sabahın ilk ışıklarıyla başladığı mesaisinde hamur açmaktan döner kesmeye kadar her işi tek başına üstleniyor. “Bizim toprakların kadınları güçlü olmak zorunda” diyen Yeter Usta; pidesini bile kendi elleriyle hazırladığı taze lezzetleri ve esnaflığın getirdiği tüm iniş çıkışlara göğüs geren sarsılmaz iradesiyle, sadece bir seyyar tezgahın değil, bir hayata tutunma öyküsünün de başrolünde yer alıyor.
“Bizim bu toprakların kadınları güçlüdür ve daha da güçlü olmak zorundalar.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Yeter Şenbaş. Doğma büyüme Tarsusluyum. Çok güzel bir ailede doğdum, 11 kardeşiz. İlkokul mezunuyum, ailem okutmadı. 8-9 yaşlarında oamuktan tut portakalına kadar aklınıza gelebilecek bütün sebze ve meyveleri yetiştirdim. Toprakla uğraşmayı çok seviyorum. Hayat eşimle serada karşılaştım ve işi çok güzeldi. Evlendikten sonra Adana’ya yerleştim.
Dışarıdan pide bile almıyorum, her şey tek elden çıksın diye ekmeği kendim açıyorum.
Kaçarak evlendiğimiz için hala babamla ve abilerimle görüşmüyorum. İlk evlendiğimizde ofiste çalıştım. Sonrasında lisede köfte hamburger yapmaya başladım. 12-13 yıl aşçılık yaptım. En son yaptığım iş ise büfede döner kesmekti. Eşime ‘’Artık çalışamıyorum, sıkma, gözleme yapacağım bana bir araba al.’’ dedim. Ondan sonra sonra birlikte bu işe girdik, araba aldık. Öğlene kadar sıkma gözleme, öğleden sonra döner işi yaparız dedim. Eşim rahatsızdı, covid döneminde vefat etti.



En çok hangi konuda zorlanıyorsunuz?
Bir oğlum var liseye başladı, 14 yaşında. Oğlum olduğu için o yolda yürümek yorundayım. Çünkü uzun bir hayat var önünde ve onun hayatını mahvetmek istemiyorum. Bizim bu toprakların kadınları güçlü ve daha da güçlü olmak zorundalar, başka seçenekleri yok. Ben kimseye hakkımı yedirmem. Evde otursam üzüntüm geçmeyecek, giden de geri gelmiyor ve mecburen çalışmak zorundayım. Eşimi kaybettikten 1 ay sonra tekrar tezgahımı açtım ve tek başıma çalışıyorum.
Ben sabahları 5’te kalkıyorum, öğlene kadar gözleme ve sıkma yapıyorum. Ondan sonra dönere başlıyorum ve genelde 2-2 buçuk gibi bitiyor. Dışarıdan pide almıyorum, ekmeği bile kendim açıyorum. Her şey tek elden çıksın diye uğraşıyorum. Bayat ekmek yok, taze taze yapıp veriyorum. Bir işi severek yapmak lazım, sevmediğin işi yaparsan hayat çok zor oluyor. Evimiz kalabalık olduğu için çok zorluk çekmedim, normal geldi bana.
”Esnaflık yapıyorsan günün eksisine artısına bakmayacaksın.”
Başka bir yerde çalışmayı düşündünüz mü?
Başka bir yere gitsem asgari ücret veya bir tık üstünü verecekler. Esnaflık yapıyorsan eksisine artısına bakmayacak çalışacaksın. Burası neyse onu verir, ne eksik, ne fazla. 20 lira ile kapatıp gittiğim günler oldu, bazen de 2000 lira ile günü kapattığım oluyor. O onu dengeliyor aslında. Zaten buradaki insanlar genelde seyyar seviyorlar.
Dükkan açmayı düşünüyor musunuz?
Tabi dükkan olsa daha rahat olur. Ama yanımda birkaç kişiye daha iş vermek çok güzel olur. Bu sayede başka insanlar da evine ekmek götürebilir. Seni geçindirebilecek paran olması lazım ki bir yer açabilesin. Yoksa krediyle bu işi yapmak zor, 6 ay sonra zaten batarsın. Ben çok büyük bir yer istemiyorum. Ufak bir yerim olsun yeter bana.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
