Haberler

Teoman Hünal ile Gastronomi, Dostluk ve Samimiyet Üzerine

Türkiye’de yemek kültürü denilince akla gelen ilk ikili hiç şüphesiz Mehmet Yaşin ve Teoman Hünal’dır. Biri iştahıyla iştah kabartan, diğeri ise rafine damak tadı ve teknik bilgisiyle denge kuran bu iki dost, tam 198 bölüm boyunca Anadolu’nun ve dünyanın lezzet haritasını çıkardı. Başak Okşak’ın gerçekleştirdiği bu keyifli sohbette Teoman Hünal; sabahın ilk ışıklarında içilen kelle paçanın yarattığı “tatlı kabusları”, televizyon eleştirmenliğinin etik sınırlarını ve günümüzde hızla türeyen “gurmelik” kavramının aslında ne ifade etmesi gerektiğini tüm içtenliğiyle anlatıyor. Karşımızda, yemeği sadece bir tüketim nesnesi değil, bir hayat kültürü olarak gören bir ustanın portresi var.

“Biz Mehmet’le çektiğimiz programlarda senaryo üzerine hiç çalışmadık.”

Ben Başak Okşak. Gastronomi dünyasının usta isimlerinden Teoman Hünal ile birlikteyiz. En yakın arkadaşınız Mehmet Yaşin’le yıllarca program yaptınız ve tüm Anadolu’yu gezdiniz. Bu nasıl bir duygu?

Bana en büyük faydası, Mehmet Anadolu’da Şırnak ve Muş dışında neredeyse her yeri çekti. Ama benim Anadolu’da gitmediğim bir sürü şehir vardı. Öyle bir şans oldu benim için. Anadolu’da hiç gitmeyi düşünmediğim bir sürü şehre gidip, orada yenilebilecek en güzel yemekleri yedim. O güzeldi. Tabii bir iki yurt dışı deneyimimiz de oldu. O bakımdan bizim için hem eğlenceli, hem tatmin edici bir programdı. Eğlenceli olması da zaten herhalde programa yansıdı. Çünkü o bakımdan sevildi ve tahmin ediyorum galiba 198 bölüm gibi bir şey çektik. Türkiye’de televizyon için iyi bir rakam. O dönem, hayatımın güzel bir dönemi oldu diyeyim. 

Anadolu’da bir esnaf lokantasına gidip, televizyonda ‘Bu yemek kötü’ demek o adamın hayatını bitirir.


Teoman Bey, siz ikinizin konuşmalarından tüm Türkiye yemek kültürüne dair çok şey öğrendi. Siz eğlenceli bir dille anlattığınız için size benzer ikililer bile çıktı hatta. 

Evet, o doğru. Biz Mehmet’le çektiğimiz programlarda senaryo üzerine hiç çalışmadık. Yani sen şunu de, ben bunu diyeyim şeklinde bir çalışmamız olmadı. Biz sanki normal hayatımızda bir restoranda oturmuşuz ve beraber yemek yiyormuşuz, kameralar hiç yokmuş gibi konuşuyorduk. O bakımdan samimiyet oldu.

Sizin orada yeme içme alışkanlıklarınızın farklı olması da güzel bir unsurdu. 

Tam aynı şeyi düşünen iki insanın sohbeti o kadar enteresan olmuyor. Benim için programın en acı veren bölümü, herhangi bir şehre sabah 6 uçağıyla iniyorsun. 7 buçukta kelle paça yiyorsun. Benim için bir kabustu yani. Mehmet kelle paça yerken karşısında oturmak, daha çekim başlamadan yarısını bitiriyordu zaten. O kadar seviyor çünkü. ‘’Dur daha çekime başlamadık.’’ diyorum. ‘’Bu soğutulmaz, soğumadan yenir.’’ diyordu ve öyle bir iştahla yiyordu ki, onu seyretmek zor oluyor sevmediğiniz bir ürün olduğu zaman. Ama ben de tabi mecburen kıyısından kenarından alıp yiyormuş gibi yapıyordum. Ama bu izleyicilere yansıyordu. 

Peki, gerçekten hiç sevmediğiniz bir yemek hakkında kibar olmak için, işletmeyi kırmamak için çok güzel dediğiniz oldu mu?

Ellerine sağlık diyorum tabi. Sevmediğim yemeği iyi yapmak olan bir adama saygısızlık olur onu dememek. Ben zaten Mehmetîn suratından anlıyordum onun sevdiği yemeğin çok güzel olduğunu. Benim çok sevdiğim yemekleri, Mehmet mesela kanlı et yemez ama o şefe eline sağlık dememesi için bir neden değil. Onu programda soruyorlardı ‘’Gittiğiniz her yeri beğeniyor musunuz?’’ diye. Bir iki yeri gerçekten kötü olduğu için hiç koymadık programa. Ama Anadolu’da bir kebapçısın veya esnaf lokantan var, 1 hafta önceden aile ve akrabalarına ben televizyona çıkacağım diyorsun. Şimdi o adama televizyonda ‘’Bu yemekler kötü, olmamış.’’ demek, adamın hayatını bitirir o şehirde. Yani televizyona çıkıp rezil olmasınlar diye onu yapmamak lazım. Çünkü o insanlar televizyona bir defa çıkıyorlar ve o çıkış onlar için çok önemli. Dolayısıyla orada onlara hakaret etmek veya aşağılamak, bunu beğenmedik demek zaten dediğim gibi yani yüz ifademizden genellikle bir insanın karşısında oturduğunuz zaman, yemekte onun o yemeği beğenip beğenmediğini zaten anlarsınız

Yeni dönemde kendini gurme ilan eden bir sürü insan var. Mesela siz yaşamınız boyunca bir sürü yer gezdiniz, yemeğe ve içki kültürüne dair bir sürü yenilikler yaptınız. Kendinize gurme diyor musunuz?

İnsan kendi kendine hiçbir şey dememeli. O başkalarının yakıştırdığı bir şeydir. Yani ben gurmeyim diye ortaya çıkmak kadar saçma bir şey olamaz, çünkü bu bir meslek değil. Bir üniversitesi yok sonuçta. Bu tamamen insanın damak tadının gelişmiş olmasına dair bir şey. Geçenlerde çok güzel bir yazı okudum, yabancı bir sitede yemek eleştirmenliği yazıyor. Bu kolay bir şey değil. İyi bir restoran eleştirmeninin, yemeklerin nasıl yapıldığını bilmesi lazım. Belli bir derece aşçılığı olması lazım, işletmeciliği, restoranın dekorasyonuyla ilgili bilgi sahibi olması lazım. Bu yollardan geçmediysen, yemek tarigi ve pişirilmesi ile ilgili bilgin yoksa, o yemeğin kritiğini yapma hakkın da yoktur. 

”İnsan kendi kendine hiçbir şey dememeli. ‘Ben gurmeyim’ diye ortaya çıkmak kadar saçma bir şey olamaz.”


Bazen okuyorum, ‘’Yemek çok tuzluydu ya’’ diyorlar, şimdi kime göre tuzlu? Ben eti kanlı severim, bir başkası iyi pişmiş sever, başkası orta pişmiş. Şimdi benim gidip de bu yemek tuzlu, tuzsuz deme imkanım yok. Yani gurmelik diye bir şey varsa, o biraz kilometre gerektiriyor. Gurmeliği, bir yerde mutlaka hata bulmak zannediyorlar. Öyle olunca da yanlış oluyor tabi. Bir kere bir restorana gittiğin zaman amacın güzel zaman geçirmek, keyifli bir yemek yemek, arkadaşlarınla sohbet etmek, işte iyi bir şarap içmek vesaire. Sen onu yaparken kafanın bir köşesinde devamlı bir yanlış bulayım düşüncesi olursa, önce kendini, sonra okuyucularını mutsuz edersin. Bir de mekanın sahibini tabii fazlasıyla mutsuz edersin. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir