- Chicken Alfredo is perfect for a weeknight dinner
- Super juicy pieces of chicken in a smooth and creamy, extra cheesy alfredo sauce.
Muş’un Bahçe Köyü’nde, elleri toprak ve hayvan kokan bir babanın, sınav kapısında kucağında çiçeklerle bekleyişi aslında bir hayalin nöbetiydi. Kendi okuyamamış, yollar kapanmış, imkansızlıklar peşini bırakmamıştı ama o, yedi çocuğunun kaderini kalemle yazmaya yemin etmişti. Mehmet Emin Gülen; yeri gelmiş parasız kalmış, yeri gelmiş otellerde çalışmış ama evladını okutmaktan bir an bile vazgeçmemiş bir fedakârlık timsali. Bugün kızı Çimen’i Yeditepe Üniversitesi’ne gönderen o büyük gururu ve “okumak her şeydir” diyen yürekli babanın hikayesini kendi dilinden dinliyoruz.
”Yeter ki insan mücadele etsin.”
İnsan bir işi yaptı mı hakkıyla yapması lazım. Şimdi ben hayvancılık yapıyorum, ama hakkını vermem lazım, vermezse ondan bir şey alamazsın. 7 tane çocuğum var, 7 tane de torunum var. Hayatımı anlatsam belki bir buçuk gün alır. Okumayla hep mücadele ediyordum. Ben okumadığım için, hep içimde merak kaldı okumak. Okumak çok güzel bir şey, her bilgi çok önemli. O yüzden çocuklarımı okutmaya çalıştım, elimden geleni yaptım. Yeri geldi dışarıda kaldım, parasız kaldım ama hep okumaları için destek oldum. Çocukları yayan götürüp getirirdim okuldan. Çimen’de liseye gittiği zaman okul açılana kadar Aydın’a gidip orada otellerde çalışıyordu. Kışında okuyordu. Hep dershaneye gönderiyordum, sağ olsunlar dershane sahibi de fazla para benden almıyordu. Yani durumu bildiği için yeter ki dedi senin çocuğun okusun. Ben de destek oluyorum. Sınava girdiği zaman Muş’a gitti. Benle annesi destek olmak için evden çıktık okula doğru yavaş yavaş yürüdük. Nasıl anlatayım yani o şeyi anlatamıyorum sanki hepsi benim olmuş. Kıza diyordum sen sakin ol. Yani kazansa kazanmasa dünyanın sonu değil. Yeter ki insan mücadele etsin. Yeter ki okusun.
Çocuklara destek vermek çok önemli.
Oraya gittiğim zaman baktım Çimen’in biraz heyecanı da vardı. Ben de çok heyecanlıydım. Düşündüm taşındım. Birdenbire çiçek aklıma geldi. Hanıma dedim birden bir çiçek getireyim. Hanım bayağı kızdı dedi. ‘’Ne gerek var?’’ dedi. Dedim olmaz, kız sınava giriyor, çiçeksiz olmaz. Ben gittim çiçek getirene kadar zaten bütün öğrenciler, gençler sınava girmişti. Orayı terk edemedim. O kadar sevinçliydim ki terk edemedim, orada bekledim. Dört gözle okulun yolunu bekledim. Gençler sınavdan çıktığı zaman bütün çocukların kazanmasını istiyordum. Her çıkana soruyordum, inşallah kazanırsınız diyordum. Bazıları ‘’Güzel geçti amca’’ diyordu, bazıları ağlıyordu. Teselli ediyordum onları. Kazanamadıysalar dünyanın sonu değil ya. Çimen sınavdan çıktığı zaman onu gördüm, sanki ben profesör olmuşum gibi hissettim. Öyle çok seviniyordum yani. Ben okumuşum, ben kazanmışım gibi hissettim. Koştum kızıma sarıldım, gözlerinden öptüm. O duyguyu ve sevinci dile getiremem yani.



İlk Çimen’e yetiştiğim zaman kazanmışsa da, kazanmamışsa da önemli değil. Önemli olan birbirimizi sevmemiz, birbirimize sahip çıkmamız. Destek vermek çok önemli. Şimdi zengin bir insanın çocuğunun okula gitmesi farklı, fakir bir insanın çocuğunun okula gitmesi farklı bir duygudur. Maddi imkansızlıklarla bu duruma getirdiğim için çok sevinçliyim. Şu an kızım İstanbul’da Yeditepe Üniversitesi’nde okuyor, çok mutluyum, çok sevinçliyim. Öğrencilere, çocuklara sahip çıkan herkese buradan selam ediyorum. Büyüklerin ellerinden öpüyorum.
Öne Çıkanlar
Ufakken beni okutmadılar, o zaman yollar hep kapalı oluyordu. Biz köyde kalıyorduk, onun için okuyamadım. Köyden 5-6 km uzaktı ve kalacak ev de yoktu. Kalsaydım, belki ben de okurdum. Okusaydım, hiçbir şey olamasam bile okuma yazmayı bilirdim. Bir yere giderken rahat rahat giderdim. Yani, okumak çok güzel bir şeydir. Biz sabahtan akşama kadar hayvanlarla ilgileniyoruz. Ev tavuğunu besliyoruz, yumurtaları fazla olduğunda satıyoruz.
Burası Muş Bahçe Köyü. Muş’tan 30 km uzak. Ben bu köyde doğdum, büyüdüm. Çocukluğum hep hayvanların arasında geçti. Çobanlık yaptım, köy işleriyle uğraştım. Babam yapardı, ben ondan öğrendim. Babamı erken yaşta kaybettiğim için mecburen işler bana kaldı.
”Hayvancılık çok zor bir iş.”
Ben her sene kuzularımı satıyordum, sütümü satıyordum, arpa da alıyordum,yemi de alıyordum, samanı da alıyordum ama bu sene hep cebimden saman aldım. Yani ilaç var. İlaç alıyorsun. Bu sene zaten şap hayvanı bitirdi. İlkbahardan hayvan şapa düşmüş. İlaçları çok pahalı ama almazsan hastalık yayılıyor, o yüzden ilacı da almak zorundasın. E bunun çobanlığı var, ilacı var, banyosu var, merası var, veterineri var, ne bileyim her şeyi de var. Yani sana verdiği şey hep sana kalmıyor. Zaten zor iş olduğu için hiç kimse yapmak istemiyor. Vallah bizden sonra hep dışarıdan almak zorunda kalacaklar. Türkiye’de gençler hep bu işten kaçıyor, bizim gibi yaşlı insanlar yapıyor. Senin gezme şansın yok, her gün dağdasın, çamur, fırtına, kar ne olursa olsun dışarıdasın. Yani hayvancılık öyle bir şey. Hayvan zor bir iştir. Çobanların bir bakanı olması lazım. Sigortası devlet tarafında vermesi lazım. Çobanlara sahip çıktığı zaman belki de bu işi üretebiliriz. Yani valla ben hayvanlarla çocuklarımı besledim. Hayvanların bana verdiği kazanç ile çocuklarımı okula gönderdim. Evim geçim kaynağı hayvanlardır. Hem keçi, hem kuzu fark etmez. Ben bakmak zorundayım. Ya zaten bir ananın babanın görevi çocuklarına dua etmek. Bütün çocuklara dua etmek. Kendi çocuklarının için de dua etmek.
Amazing pancakes
