Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunu, dijital pazarlama profesyoneli bir genç kadının, içindeki boşluğu doldurmak için Yeni Zelanda’ya uzanan hikayesi, bugün Türkiye’nin en özel butik çikolata markalarından birine dönüşmüş durumda. Fulya Genç, “plaza kadını” kalıplarını yıkarak kakao çekirdeğinin izini süren, imkansızlıklar içinde makine sahibi olup ilk ihracatını tesadüfen Katar’a gerçekleştiren azimli bir girişimci. Ailesinden gizleyerek başladığı bu serüvende, “çekirdekten çikolataya” felsefesiyle üretim yapan Aroha’nın kuruluş sürecini ve girişimcilik cesaretini tüm samimiyetiyle paylaşıyor.
“Cesaret edip denersen en kötü ihtimalle olmuyor. Ama cesaret edip başlamazsan kesin olmayacak.”
Kendinizden bahseder misiniz?
İsmim Fulya Genç. 1990 Balıkesir doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunuyum. Uluslararası bir televizyon kanalında dijital pazarlama alanında çalıştım. Youtube ve sosyal medya yönetimini gerçekleştiriyordum, çok sevdiğim bir meslekti. Ama genel olarak içimde bir boşluk vardı. Aniden işi bırakma kararı aldım ve yeni bir şeyler denemek istedim. Aslında araştırdım, dünyanın neresine gidebilirim, ne yapabilirim diye. Yeni Zelanda’da müze vardı ona başvurdum. Ailemin yanına gidince önce söylemeye cesaret edemedik. Birkaç ay kaldıktan sonra ertesi gün uçak biletini aldım ve ‘’Ben Yeni Zelanda’ya gidiyorum.’’ dedim.
Çikolatalarımızı bakkal poşetlerine koyup etkinliklere götürüyorduk.
Çikolatacı olma fikri nasıl ortaya çıktı?
Yeni zelanda’ya gittiğimde önce çeşitli firmalarla çalıştım. Sonrasında çikolata ile tanıştım. Marketteki bütün çikolataları deniyorum ve hepsinin tadı birbirinden farklı. Sonrasında ‘’Bunu öğrenmek istiyorum.’’ dedim. Yeni Zelanda’da kakao çekirdeği yetişmiyor ama çekirdekten çikolata üretimi oldukça yaygın. Benim bir tutkum var ve çikolata yapmayı seviyorum, bunu mesleğe dönüştürebilirim dedim. Eşimle konuştuk ‘’Bu işi Türkiye’de de yapabiliriz, dönünce hayata geçirelim.’’ diye.



Markanın ismi nereden geliyor?
Aroha, aslında Yeni Zelanda dilinde ‘’tutku’’ demek. Biz isim denemeleri ve ürün geliştirmeleri yapmaya başladık. Hesaba katmadığımız şey makinemizin olmaması oldu. Makine edinebileceğimiz bir kaynak yok. Amerika’dan küçük ev tipi bir makine sipariş ettik ve testlerimizi yaptık. AVM’lerde insanlara tattırdık. Genel olarak biz bunu çok beğeniyoruz ama Türk damak zevkine uygunluğu konusunda korktuk. Ataşehir’de bir etkinliğe katıldık ve yılların çikolatacıları oradaydı. Çikolatalarımızı götürdük, ambalajımız yok, bakkal poşetlerine koyuyorduk çikolataları. İlk gün çok güzel bir talepte karşılandık ve o bize güç verdi açıkçası.
2019 yılında Zekeriyaköy’de bir dükkan açmaya karar verdik. Bayrama 3 gün kala binlerce sipariş aldık ve uyumadan çikolata hazırladık. Normalde çikolatacılar bayram tatilinde kapalı olmaz ama biz dükkanı kapattık çünkü elimizde ürün kalmamıştı. Katar’dan bir müşteri geldi, ‘’Numune olarak bütün dükkandaki ürünleri alacağım.’’ dedi. İlk ihracatımızı Katar’a yapmış olduk.
Yapamayacağınızı düşündünüz mü?
Bir şey yapamayacağım demeyi çok sevmiyorum. Yapamayacağımı görmeliyim, yani önce deneyip görmem gerekiyor. Günün sonunda oluyormuş veya olmuyormuş diyebilirim. Bugüne kadar yapamıyorum dediğim bir şeyle karşılaşmadım.
Aileniz nasıl tepki verdi?
Yeni Zelanda’dan döndükten sonra aileme ne yapacağımı anlattım. İlk karşılaştığım tepki ‘’Yapamazsın, Boğaziçi mezunusun çok iyi bir kariyerin olabilir. Çok riske giriyorsun.’’ gibi söylemler oldu. Özel sektörde çalışacaksanız başarılı kadın tanımı, plaza kadınıyla örtüşmüş durumdaydı. Annemden bir sene gizlemek durumunda kaldım. Ailem beni başka bir yerde çalışıyor zannediyordu. Annem bana ‘’Çikolata yapacağına evlen, çocuk yap kaç yaşına geldin.’’ diyordu.
”Annem bana ‘Çikolata yapacağına evlen, çocuk yap’ diyordu; bir yıl boyunca kendi işimi kurduğumu ondan gizlemek zorunda kaldım.”
İşi kurarken zorlandınız mı?
Korkularım oluyordu. Kredi almak zorunda kaldım ve bu iş tutmazsa bir işe girip maaşımla o kredileri ödemek zorunda kalacağımı düşünüyordum. Dükkanı tutup hijyen koşullarını sağladım ama makine almaya param yokdu. O dönemde çeşitli makinelerle tanışma fırsatımız oldu. Konya’dan gelen bir müşteri ‘’Siz çok güzel ürün hazırlıyorsunuz, çok başarılı olacaksınız.’’ dedi. Ben de ‘’Param yok, benim makine almaya gücüm yok. Bu benim hayalim ama şu an bunu yapamam.’’ dedim. Ertesi gün aradılar ve makine getirdiklerini söylediler. Çeşitli kolaylıklar sağladılar.
Aslında insan yola çıkınca çeşitli fırsatlar önüne çıkıyor. Onları görebilmek, iyi insanlarla karşılaşmak, insanların size inanması çok güzel bir enerji doğuruyor. Cesaret edip denersen en kötü ihtimalle olmuyor. Ama cesaret edip başlamazsan kesin olmayacak. Ben İstanbul’da organik marketlerin kapısını çaldım, elimde böyle bir ürün var diye. ‘’Bunca zamandır neredesin, böyle bir ürün arıyorduk.’’ diye tepkilerle karşılaştım.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
