Gastronomi dünyasında “örgütçü yapısı” ve kurduğu devasa network ağıyla tanınan Gökmen Sözen, bu kez tüm samimiyetiyle Başak Okşak’ın sorularını yanıtlıyor. Swissôtel’de öğrenci harçlığı için başladığı iş yaşamını, üç kuşaktır süregelen fotoğrafçılık mirası ve pazarlama dehasıyla birleştirerek küresel bir markaya dönüştüren Sözen; Türkiye’nin lezzet sınırlarını Gastromasa ile yedi kıtaya taşıyor.
“Basamakları tek tek çıktım. Eğer beşer beşer çıksaydım bugün bu noktada olamazdım.”
Bu işe başlama hikayenizi merak ediyorum, anlatır mısınız?
Lise sonda harçlığımız çıksın diye Swiss Otel’De başladım. Gastronomiyle tanıştım, arkasından Çırağan Palace’da devam ettim, sonrasında ise uluslararası bir şirkette marketing departmanlarında bir öyküyle gidiyor. Ailemin tabi fotoğraf kökenli olmasının etkisi var. Üç kuşaktır, dedem, babam ve ben. Ben reklam fotoğrafçılığı, yemek fotoğrafçılığı, sonra turizm dünyası ve dergilerle birlikte gastronomiyle tanışmam giderek arttı. Sonra da kendi şirketimizi kurduk ve büyüdükçe böyle devam etti.
Gastromasa bizim ana gemimiz. Dünyanın herhangi bir yerindeki iyi bir restorana gidin, mutlaka Gastromasa’yı bilirler.
Gökmen, seni gastronomi dünyasında tanımayan kimse yok. Dünyanın her yerinden şefleri, yazarları bir araya getiriyorsun. Bunu nasıl başardın?
Galiba insanlar bana güvendi ve ben de çok iyi bir network ağı kurma özelliğine sahibim. Örgütçü bir yapım var, ondan kaynaklanıyor. Bir de güven veriyorsunuz, yaptığınız işin kaliteli olmasına gayret gösterince o topluluklar büyüyor. Biz turizm ve gastronomi sektöründe çalıştıktan sonra, Food in Life dergisini kurduk. Bunun ön hazırlıklarını askerdeyken yaptım. Kafaya hedefi koyunca o devam ediyor. Yeter ki üstüne koya koya gidelim, biz de öyle yaptık.



Ödül törenleri var, dergi var, festivaller var. Benim çok sevdiğim Gastromasa var. Zannediyorum bu işin en önemli parçası, değil mi?
Evet. Gastromasa, Türkiye gastronomi sektörünü dünyaya tanıtan en önemli şeylerden biri. Gastromasa, uluslararası bir kongre ve festival. Dünyanın herhangi iyi bir restoranına gidin, mutlaka Gastromasa’yı bilir. Niye? Çünkü yedi kıtadan insanı getirdik buraya, konuşmacı getirdik, medya getirdik. Onun için çok üst segment yani. İlk 10’lardaydı başladığımızda, şu an ya biriz, ya da ikinciyiz.
Tabi neye göre bir veya iki? Biz uluslararası şefleri getirebiliyoruz. Uluslararası sponsorlarımız var, ziyaretçi kitlemiz çok kalabalık. Kendi ürünlerimiz var tabi. Gastromasa bizim ana gemimiz ama uluslararası markalar da getirdik. Michelin Gomion’u Türkiye’ye getirmekten çok mutluyum. Çünkü Türkiye’de restoran pazarının güçlenmesi gerekiyor. Sadece restoran değil, otel gastronomisinin de güçlenmesi lazım. Bunlar aslında birbiriyle entegre. Biz bunu büyütüyoruz ve 400’e yakın restoran var. Bu bir ödül değil, derecelendirme sistemi. Çok farklı iki konu ama özel ödülleri de var. Amacımız hem şirketimiz açısından önemli bir ürün olduğunu, hem de Türkiye pazarını dünyaya tanıtıyoruz.
Türkiye’de lokalleşme artıyor ve dünyayla köprü kurmamız lazım. Dünyadaki ünlü pasta şefleri, çikolata şefleri, bakery dondurmacısı bu platforma gelsin istiyoruz. Antalya’da projelerimiz var. Yatırımcılarla profesyonelleri buluşturmak istiyoruz. Antalya ile İstanbul’u birleştirmek istiyoruz. İnsanlar birbirini tanısın, ortak projeler çıksın. Oradaki şefle İstanbul’daki şef çok yakın arkadaş olsun. Projeler bitmiyor. Biz 365 günün belki 150 gününü yurtdışında geçiriyoruz.
”Şu an dünyada Londra, New York ve Dubai gibi dev destinasyonlar var. Benim en büyük hayalim İstanbul’u o düzeye getirmek. ”
Gökmen Sözen’in o kadar çok şapkası var ki, kendisini nasıl tanıtacağımı bilemeyip ona danıştım. Hepsi çok değerli işler. Bunları nasıl hayal ettiğini ben çok merak ediyorum. Çok kapsamlı işler ve insanı korkutan işler bakınca. Dünyanın her yerinden bu kadar şef nasıl toplanabilir?
Biraz altyapı da önemli. Ben 9 yıl kendi şirketimden önce fuarcılık şirketinde de çalıştık. Fuarcılığı, fotoğrafçılığı, marketingi aldık, uluslararası şirketlerde çalıştık. Bunlar birleşince, yayıncılıkta da çalıştık. Hepsini birleştirince zaten ortaya bir şeyler çıkıyor. O merdivenleri ben tek tek çıktım. Eğer beş beş çıksaydım, bugünlere gelemezdim. Şirketi de demleye demleye oldu. Bu bir vizyon ama biz çalıştığımız için bu vizyonu yaptık. Dünyanın bütün gastronomik bölgelerine gittim, dünyadaki en iyi restoranları gezdim, o konseptleri gördüm, festivallerde rakiplerimiz neler yapıyor ona bakıyoruz ve üstüne koyuyoruz. Firmamıza yararları oluyor bu tür konseptlerin. Türkiye’de gastronomi de gelişiyor. Bu sayede bizim şirket ve ürünlerimiz büyüdü.
Şu anda biz 10 yıl sonra belki Michelin’i, Gomio’yu konuşmayacağız, belki onlar hafif kalacak. Daha ünlü şefler, bizim şeflerimiz üst yerlere gelecek. Derecelendirme sistemleri tabi önemli ama esas olan doğru yemek, doğru kalite, doğru restorancılık. Bizim buna doğru gitmemiz lazım. Şu an destinasyon olarak Londra var, New York var, Dubai var. Benim hayalim İstanbul’u o düzeye getirmek.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
