Haberler

Bir Avuç Tohumda Özgürlüğü Aramak: Nardane Kuşçu’nun Yaşam Mirası

“Doğada almak kadar vermek de önemli…” Bu cümle, Nardane Kuşçu’nun 6 yaşında bir çocukken cebine doldurduğu ilk tohumdan bugüne uzanan hayat felsefesinin özeti gibi. Mersin’de bir çiftlikte başlayan, öğretmenlik yıllarında tarımla harmanlanan ve bugün 500’e yakın tohum çeşidinin korunduğu bir yaşam alanına dönüşen bu hikaye, aslında bir özgürlük mücadelesi. Kıtlık zamanlarında karınca yuvalarından tohum toplayan bilgelerin izinden giden Kuşçu, bizleri hem geçmişin yerli malı bereketine hem de balkonlarımızda yeşerecek umutlu bir geleceğe davet ediyor.

“Tohumlar benim için birlikte yaşamayı, yemeyi, içmeyi ve özgürlüğü temsil ediyor.”

Bir zamanlar öyle bir kıtlık olmuş ki, insanlar tohumları bile yemişler. Büyüklerden birisi ‘’Gidin karınca yuvalarına oradan alabilirsiniz tohumları, ama hepsini almak yok, onlara da bırakın.’’ demiş. Karıncaların bir özelliği var, insanlar hangi tohumu toplarsa, onlar da aynı tohumları arıyorlar. Bu şekilde alıp üretip çoğaltmışlar. Doğada almak kadar vermek de önemli.

Doğada almak kadar vermek de önemli.


Ben Nardane Kuşçu. Ben çiftlikte doğdum. Bizi asla şımartmadılar ama denemek istediğimiz zaman o yaşımızda denememize izin verdiler. Mersin Öğretmen okulunu bitirdim. Ben kimya okumak istiyordum, doğadaki kimya ve biyoloji çok ilgimi çekiyor. Çocuklardan çok şey öğrendim. Öğretmen okulunda tarım çok önemli. Eğitim hayatında çalıştıktan sonra, organik tarım çiftliği kurmak istediğime karar verdim. 

Ben tohum toplamaya 6 yaşında başladım, şu anda 69 yaşındayım. O zamanlar çocuk aklıyla niye topladığımı söze dökemiyordum. Tohumlar benim için birlikte yaşamayı, yemeyi, içeyi ve özgürlüğü temsil ediyor. Tohumlar olmazsa, özgür olmayacağım. Benim elimde 400-500 çeşit tohum var. Tohumları korumak için özel bir oda yapıldı. Binlerce yıl kalabilen tohumlar da var. 

Ben tohumun peşinden hiç üşenmeden her yere giderim. Tohum dediğiniz zaman bu kadın işidir, burada arkadaşlarla birlikte kendi çocuklarımla, torunlarımla paylaşarak sürdürülebilirliğini sağlıyoruz. Burada 2007 yılında organik tarım için başvuru yaptık, 2013 yılında ise otel kısmını bitirdik. Buraya kalmaya gelenler, ekim dikim faaliyetlerine katılıyor, doğa yürüyüşü yapabiliyor. Çevrede görülecek çok yer var. 

”Kadın çiftçiler ve aile çiftlikleri işin içinden çekilirse toprak kirlenir, su kirlenir, bize hayat kalmaz.”


Bizim çocukluğumuzda yerli malı haftası vardı, kendi kendine yetebilen bir ülkeydik. Şimdi dışarıdan tohum alıyoruz, tekrar tekrar almak zorunda kalıyoruz. Kadın çiftçiler, aile çiftlikleri işin içinden çıkarsa toprak kirlenir, su kirlenir, bize hayat kalmaz. Biz bu köyde %80 oranında her şeyimizi kendimiz sağlayabiliyoruz. Doğayı korursak, o da bize sahip çıkar. Her evin kendi tohumları olmasını, balkonlarda yetiştirilmesini arzu ediyorum. Birlik olmayı umut ediyorum. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir