Sırtında yoğurt tablaları taşıyarak başladığı meslek hayatında tam 50 yılı geride bırakan İbrahim Koç, bugün Bergama’nın en sevilen lezzet duraklarından biri olan Bereket Kahvaltı Salonu’nun başında. 13 yaşında girdiği mandıranın tozunu yutan, peynirin ve kaymağın gerçek ustalığını eski usul yöntemlerle öğrenen Koç, sadece bir işletmeci değil, aynı zamanda babasından miras kalan “tatlı dil” ve “iyilik” düsturunu yaşatan bir gelenek temsilcisi. Sabahın 5’inde başlayan mesaisinden iki yıl bekletilen gerçek peynirin sırrına, Almanya’dan dükkana uzanan misafir trafiğinden zorlu hayat mücadelesine kadar, İbrahim Koç ile samimiyet dolu bir lezzet yolculuğuna çıkıyoruz.
“Ben bu işe 13 yaşında başladım; ustamla birlikte hem yoğurt hem peynir yapardık.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben İbrahim Koç 10-12 yaşından sonra Bergama’ya geldik. Babam beni mandıraya götürdü, o gün bugündür mandırada çalışıyoruz, ömrüm burada geçti. İlk çalıştığım yerde görevim süt getirmek, yoğurt yapmak, yoğurt dağıtmaktı. Sırtımızda taşıdık o yoğurtları ve yıllarca bu işi yaptım. Ben 13 yaşında başladım bu işe, ustamla birlikte hem yoğurt, hem peynir, hem de kaşar peyniri yapıyorduk. İzmir’e bir kamyon peynir sarıyorduk.
Gerçek peynir ne kadar durursa o kadar güzel olur; en az 2 yıl beklemelidir.
Burada hangi lezzetleri sunuyorsunuz?
Bizde kahvaltı yapmak için erken saatte gelmeleri lazım. En geç 1’de kahvaltı biter. Ondan sonra çorba yapmaya başlıyoruz, köfte ve sulu yemekler yapıyoruz. Gece yarısına kadar sunuyoruz yemeklerimizi. Burada bal, kaymak, tereyağı, çay, zeytin, peynir, domates ve yumurta satıyoruz. Onun dışında menemen ve kavurmamız var.



Gerçek peynir kaç yıllık olur?
Esas peynir ne kadar durursa o kadar güzel olur. Gerçek peynir en az 2 yıl beklemelidir. Şimdi 6 ay bekleyen peyniri piyasaya sunuyorlar hemen. Büyük mandıralarla kooperatifler anlaşmış.
Bu dükkanı açmaya nasıl karar verdiniz?
Önce benim arkadaşlarım sana iki dükkan verelim dediler ama ‘’Ben yapamam’’ dedim. Cesaretim yoktu, kendime güvenemedim. Yalnızdım ve bir kız çocuğum vardı. Sonradan niye açmadım diye düşündüm ama iş işten geçti. Sonra başka bir arkadaş tavsiyesi ile açmaya karar verdik. Ben burada kazandığımı biliyorum, zararımı biliyorum. Ailemle el ele verdik ve iyi insanları bulduk. Hasta oldum, ameliyat oldum devam ettim, iyileştikten sonra gene geldik ve işimizin başına geçtik. Ben sabah 5’te kalkıyorum, 6’da burada oluyorum. Hazırlığımı yaptıktan sonra hemen müşterilerimize servis yapmaya başlıyoruz.
Müşterileriniz dışarıdan mı geliyor?
Benim müşterilerim %95’i hep dışarıdan geliyor. İzmir’den, Dikili’den, Ayvalık’tan gelenler var. Gelmeden önce bana telefon ediyorlar, çok kalabalık geliyorlar ama kimseyi mağdur etmiyoruz. Televizyon ve sosyal medyada beni çekip paylaşmışlar. O yüzden oradan görenler geliyor, Almanya’dan bile dükkanıma gelenler oluyor.
”Biz babamızın izinden gidiyoruz, dilimizin tatlılığından kazanıyoruz.”
Biz babamızın izinden gidiyoruz. Dilimizin tatlılığından kazanıyoruz. Babam herkese iyilik yapardı, biz de aynı yoldan gidiyoruz. Yoldan bir yabancı geçse, yaz gününde hava sıcak diye soğuk su veriyorum. Her şey nasip meselesi.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
