Mardin’in sıcak topraklarından çıkıp İstanbul’un kalabalık semt pazarlarında bir efsaneye dönüşmek… Mehmet Emin Atak, namıdiğer Emin Usta, başarının tesadüf değil, uykusuz gecelerin ve dürüstlüğün bir sonucu olduğunu kanıtlıyor. İstanbul’a ilk geldiğinde kalacak yeri olmayan, kartonların üzerinde uyuyan o genç adam, bugün döneri saatler öncesinden tükenen bir lezzet ustası. Dükkan açıp daha çok kazanmak yerine pazarın samimiyetini ve ailesine ayırdığı vakti seçen Emin Usta ile bulaşıkçılıktan ustalığa, yoksulluktan gönül zenginliğine uzanan bir “hayat dersi” tadında söyleştik.
“İstanbul’a ilk ayak bastığımızda ne kalacak yerimiz vardı, ne de kimseyi tanıyorduk.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Mehmet Emin Atak. 1978 Mardin doğumluyum. Bizim babamız oraya göç ettiğinde bir lokanta açtı. Lokantada beraber çalışıyorduk. Ama yaşam zorlaşınca ve iş imkanları azalınca Mersin’e geldik. Mersin’de de iş tutmayınca İstanbul’a geldik. Bizim kısmetimiz burası, gidecek yerimiz yok dedik ve işe başladık.
Döner işinde en önemli şey, kaliteli malzeme kullanmak.
Abim gençliğimizde çok çalışkanlı, dışarıdan çok teklif geldi. Komşularımız bizi sevdikleri için evlatlık almak istediler, bizi Avrupa’ya götürmek istediler. Babam istemedi. Biz İstanbul’a geldikten sonra bir lokantaya gittik, orada bulaşık yıkayarak başladık işe. Kebapçıdan dönerciye geçtik ve kalfalık yaptık. Ondan sonra ‘’Ne yapalım edelim, kendi yerimizi açalım.’’ dedik ve semt pazarını keşfettik.



Bu işe nasıl başladınız?
Biz önce pazarda yeşillik satarak işe başladık. Baktık olmuyor, ufak tezgahta kebap sattık, ama insanlar dumanından rahatsız olunca döner işine girdik. Dönerde başarıya ulaştıktan sonra bu şekilde devam ettik. Pazarın içinde iki tane esnaf vardı, kuru fasulye ve pilav satıyorlardı.
Ne zorluklar yaşadınız?
Biz okula giderken ne kalemimiz vardı, ne defterimiz vardı. Şimdi çocuğuma bakıyorum 10 tane ayakkabısı var, interneti var, telefonu var. Biz çok sıkıntı çektik ama çekmeden bugünlere gelemezdik. Büyüdükçe insan tecrübe kazanıyor. Başladığımız hiçbir şeyimiz yoktu, kartonların üzerinde uyuyorduk. Sonra bir ev kiraladık ve orada oturduk. İstanbul’a ilk ayak bastığımızda ne insanları tanıyorduk, ne de kalacak yer bulabiliyorduk.
Çevreden nasıl tepki aldınız?
Burada insanlar bizim çalışkanlığımızı gördükçe yardım etmeye başladılar. Komşularımıza meyve, yeşillik falan getirdik. Biz sabahları çorba da satıyorduk ama çok zordu, neredeyse 20 saat çalışıyordum. Pazar esnafına çorbayı dağıttıktan sonra kebap işine giriyorduk. Haftanın 7 günü çalışıyorduk.
Mardin’e dönmeyi hiç düşündünüz mü?
Ben Mardin’i çok seviyorum ve her sene de gidiyorum. Mardin insanı çok sıcak kanlıdır, çok çalışkandır. İnsanlarında hiç menfaat yoktur. Kimin kapısını çalarsan çal sana kapıyı açarlar.
Döner işi kaça kadar sürüyor?
Bizim dönerimiz en geç 4 buçuk olduğunda bitmiş oluyor. İşimizi severek yapıyoruz. Zaten sevmeden yapsaydık, bu başarıya ve lezzete ulaşamazdık. Döner işinde en önemli şey, kaliteli malzeme kullanmak. Her şeyin en iyisini kullanacaksın. Fazla para kazanayım diyip kaliteyi bozmayacaksın. Bizim eti hazırlamamız, 1 günümüzü alıyor. Basit gibi görünse de, et temizlemek tam 15 saat sürüyor. İçinde hiçbir sinit bırakmıyoruz. Tamamen orijinal et kullanıyoruz.
”Dükkan açsaydık aklımız hep orada kalacaktı, hiç tatilimiz olmayacaktı.”
Dükkan açmayı düşündünüz mü?
Ben kendime vakit ayıramıyorum. Belli bir yaşa geldikten sonra insan çocuklarıyla vakit geçirmek, onları gezdirmek istiyor. Dükkan olunca ise ona bağlı oluyorsun ve zor oluyor. Dükkan açsaydık, bir yere giderken bile aklımız dükkanda kalacaktı ve hiç tatilimiz olmayacaktı. Ben pazar günlerini çocuklarıma ayırıyorum. Eskiden 7 gün çalışıyorduk, gençtik her şeyi göze alıyorduk. Artık hedefimiz ailemizle birlikte iyi vakit geçirmek.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
