Haberler

Sütlü Kadayıfın Mütevazı Ustası: Seyyar Hasan Usta

Diyarbakır’ın köylerinden Bursa’nın caddelerine uzanan Hasan Coşkun’un hikayesi, bir işsizlik krizinin nasıl kırk yıllık bir başarıya dönüşebileceğinin en samimi örneğidir. 1983 yılında lokantadaki işinden ayrılmak zorunda kaldığında, “gözü tok” bir girişimci olarak seyyar tezgahının başına geçen Hasan Usta, klasik kadayıfı sütle hafifleterek kendi imzasını attı. Babasının sert disiplinine inat çocuklarıyla arkadaş olmayı seçen, lüks dükkanların şatafatı yerine kalitesini ucuza sunmayı dert edinen usta, bugün hala kendi elleriyle hazırladığı taze tatlılarıyla tanınıyor. Kimseye söylemediği o küçük “lezzet sırrı” ve Diyarbakır’dan gelen has tereyağı ile Hasan Usta, seyyar tezgahın bir kültür mirası olabileceğini her gün kanıtlamaya devam ediyor.

“İşsiz kalınca bu tatlıyı yapmaya başladım.”

Kendinizden bahseder misiniz?

Ben Hasan Coşkun. 1958 Diyarbakır doğumluyum. 12 kardeşiz, okuyamadım. Bursa’ya geldim. Lokantada garsonluk yaparak işe başladım. Sonra lokantanın sahibi değişince işsiz kaldım. Yeni evliydim ve tatlı satayım dedim. Seyyar arabada sütlü kadayıf yaptım. Herkes beğendi ve işim ttu. 1983’ten beri bu işi yapıyorum.

Dükkan açmayı hiç düşünmedim; gözüm toktu.


İlkokulu köyde okudum Diyarbakır’da, ortaokula gittim başarılı olamadım. Babam çiftçiydi, tarla ve hayvancılıkla uğraşırdık. Babam çok disiplinliydi ama bizi çok döverdi. Bu yüzden çocukluğumuz zor geçti. Babam varsa biz konuşamazdık. Ablam Bursa’daydı, ben de 18 yaşında onun yanına geldim. Babam aşırı baskıcı olduğu için, ‘’Ben hiçbir zaman öyle yapmayacağım.’’ dedim. Onun gibi olmadım. Ben çocuklarımla arkadaş gibiyim, yerine göre arkadaşıyım, yerine göre babasıyım diyorum. 

Bu işe nasıl başladınız?

Lokantadaki işten çıkınca, bu tatlıyı yapmaya başladım. Beni işten çıkaran adam tekrar geldi ve ‘’Sen burada seviliyorsun, çok soran var.’’ dedi ama ben ‘’Ben işimi seviyorum, sana eleman çok bulunur.’’ dedim ve devam ettim. İlk günler biraz çekinerek utanarak başladım. Arkadaşlarım ve çevrem geldi, 2 saatte tatlım bitti. Benim de hoşuma gitti. 40 yıl oldu bu işi yapıyorum, işimi seviyorum. 

Biz lokantada bu tatlıyı farklı şekilde yapıyorduk. Ben bunun sütlüsünü yapayım dedim. Hem süt faydalı, hem de çocuklar, yaşlılar için tüketilebilecek bir ürün. Doğal sütle yapıyoruz ve katkı maddesi kullanmıyorum. Benim tereyağım bile Diyarbakır’dan geliyor. Tarif istiyorlar, yazıyorum veriyorum. Eşime bile nasıl yapıldığını anlatıyorum ama tutturamıyorlar. Bir püf noktası var, onu kimseye söylemiyorum, benim sırrım olarak kalıyor. 

Dükkan açmayı düşündünüz mü?

Dükkan açmayı ve işi büyütmeyi hiç düşünmedim. Gözüm toktu, bu bana yeter diyordum. Dükkan kiraları yüksek, eleman ihtiyacı ve faturalarla uğraşmak istemedim. Böyle hem kafam rahat, hem de kaliteyi ucuza veriyorum. Dükkan açsam, bu tatlıyı iki katı fiyatına satmam lazım. 

Hangi zorlukları yaşadınız?

Tabi ki 40 yıl kolay geçmedi, zor günlerimiz de oldu. Bir gün Marmara’nın lodosu çıktı. Ben tam tezgahla caddeye geldim, lodosla birlikte tezgahım devrildi, tepsiler bir yere dağıldı. Vatandaşlar yardım etti, o şekilde toplanıp eve geri döndüm. Ondan sonra korktum, lodos çıktığı zaman çıkmazdım. 

”7 yaşından beri çalışırım; ihtiyacım olmasa bile insanlara çalışmayı tavsiye ederim.”


Kaç saat çalışıyorsunuz?

Ben hazırlığımı akşamdan yapıyorum. Kadayıflarımı kesiyorum, tepsimi yağlıyorum, cevizlerimi pişiriyorum. Sabah kalktığımda ise sütün şerbetini kaynatıyorum ve tepsiye döküyorum. 11 gibi tezgahımı açıyorum, kısa süre içinde tükeniyor tatlılarım. Taze taze satıyorum. Tatlı geri götürdüğüm hiç olmamıştır. Ciddi bir insanım ve tezgahımı çocuğuma bile bırakmıyorum. 

Ben köyde yaşamayı özlüyorum, heves ediyorum. Çocuklar olmasa tekrardan köye dönerdim. Büyükşehir insanı sıkıyor. Stres, gürültü, parıltı, trafik sorunu, kimseye korna çalmaya gelmiyor. Sabırlı ve hoşgörülü olmak lazım. Çalışana iş var. Ben çalışkan bir insanım, 7 yaşından beri çalışırım. İhtiyacım olmasa bile insanlara çalışmalarını tavsiye ederim. Sevdikleri işi yapsınlar, işlerini düzgün ve doğru yaparlarsa kendileri de mahcup olmaz. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir