Erzurum’un Şenkaya ilçesinde, çocuk yaşta ailesine destek olmak için keçi otlatarak başladığı yolculuğunu, bugün Sirkeci’de dünyanın dört bir yanından gelen misafirlere cağ kebabı keserek sürdürüyor Özcan Yıldırım. Bir zamanlar dağ köyünde öğretmen olup çocuklara el uzatmayı düşleyen o küçük çocuğun içindeki iyilik, bugün “turisti yabancı değil, kendimizden gördük” diyen bir esnaf ahlakına dönüşmüş durumda. New York Times’tan gezginlere kadar geniş bir kitlenin radarına giren Şehzade Cağ Kebabı’nın hikayesini; kaçakçı kebabından ahbap sofrasına, “pespembe” kesilen etin sırrından samimiyetle örülen esnaflık yıllarına kadar Özcan Usta’dan dinledik.
“Ben bu işe keçileri otlatarak başladım.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Özcan Yıldırım. Erzurum, Şenkaya, Kosorluyum. Rahmetli babamın amcasının oğlu vardı, Cengiz amca bir gün geldi, ‘’Kebapçının keçileri var 15-20 tane, sen bunları otlatır mısın?’’ dedi. Anneme sordum, annem kıyameti kopardı ‘’Sen çocuksun ne yapacaksın, nasıl edeceksin?’’ diye. Sonrasında ‘’Ne olacak, eve çay şeker parası getirmiş olurum.’’ dedim ve keçileri otlatmaya başladım. Ondan sonra dükkana geçip yardım ediyordum, böyle olunca da usta elimin işe yatkın olduğunu fark etti. Bu sefer beni dükkana aldı, keçileri otlatmak için başka birisini buldu. Babam o zamanlar şiş yapardı, ben okul bittikten sonra yanına gelip şişlere dizmeye yardım ederdim.
Gerçek cağ kebabı, süt kuzusundan yapılır.
Burayı açmaya nasıl karar verdiniz?
En büyük hayalim, bir dağ köyünde öğretmen olmak, köydeki çocuklara ayakkabı, defter almaktı. O yaşta bunu düşünüyordum. Öğretmen sınavlarına girdim ilk sınavı kazandım, ikinci sınavda çalışmaktan dolayı ders çalışamadım, kopya çekerken yakalandım. Büyükşehir merakım, arkadaşlarımın ‘’Hadi Ankara’ya gidelim.’’ demesiyle başladı. Askerdeyken arkadaşlarım şehrin iyi bir hayat olduğunu anlatıyordu. Askerden döndükten sonra İstanbul’da markette çalışmaya başladım. Ondan sonra ‘’Ankara’dan seni istiyorlar cağ kebap yapmak için.’’ dediler. İstanbul’da arkadaşlarım Balıkçılar Çarşısı’nın önünde bir dükkan olduğunu söylediler. Onlarla anlaştık ve Şehzade Cağ Kebabı olarak başladık.



Cağ kebabı turistlerin ilgisini çekiyor mu?
Biz Sirkeci’ye gelmeden önce cağ kebabı Türkiye tanıyordu, şimdi dünya tanıyor. Buraya New York Times’tan bile geldiler. Avrupalılar cağ kebabı bilmiyordu, biz burayı açana kadar. Şimdi biz burada her gün çok fazla turist ağırlıyoruz. Önce turistler uzaktan bakıyor, biraz kesip veriyoruz. Beğenince dükkana geliyorlar.
Cağ kebabın hikayesi nedir?
Cağ kebabı, aslında kaçakçı kebabıdır. Kaçakçılar dağlarda yaşarken av hayvanı kesiyorlar. Bunu torbasına koyuyor, birinin elinde değnek var etleri o şişe diziyor. 2 tane taş koyup bunu çevirmeye başlıyor. Biri geldiği zaman şişin ucundan tutup götürüyorlar. Köylerde 8-10 kişi birleşip bir tane koyun veya keçi alırlar. Onu ahbap kebabı yaparlar. Ama asıl cağ kebabı, süt kuzusundan olur ve marine edilmez. Cağ kebap keyif işidir, çerez gibi yenir.
”Cağ kebap kesmek bir sanattır, lezzetini keserken verirsin.”
Cağ kebap kesmek bir sanattır. Bunu keserken lezzetini verirsin. Ne kalın olacak, ne de çok ince olacak. Altı pespembe kalmalı. Biz burada turistleri yabancı olarak görseydik, bugünlere gelmezdik. Onları kendimizden gördük ve kendimiz gibi hizmet ettik. Burası bir lezzet sokağıdır, 40-50 yıllık esnaflar hepsi özveriyle çalışıyor. Sen güzel işler yapıyorsan, birilerinin sana gelmemesi mümkün değil.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
