Ayşe Tükrükçü’nün hikayesi, karanlığın en koyu noktasından doğan bir umut ışığı gibi. Çocuk yaşta uğradığı ihanetler, aile içi şiddet, çocuk esirgeme yurtları ve İstanbul sokaklarında geçen evsizlik günleri… Ancak o, yaşadığı tüm yıkımlara rağmen “kurban” olmayı değil, “şifacı” olmayı seçti. Beyoğlu’nun bir ara sokağında kurduğu Hayata Sarıl Lokantası, gündüzleri herkesi ağırlarken akşamları evsizlere ücretsiz “anne yemeği” sunan devrimsel bir model. Burası sadece karın doyurulan bir yer değil; dışlanmışlara iş imkanı sağlayan, kimliksizlere kimlik olan ve insan onurunu yeniden inşa eden bir kale. Ayşe Tükrükçü’nün “hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum” dediği geçmişinden, binlerce insanın geleceğine dokunan bir iyilik hareketine dönüşen bu çarpıcı yolculuğa davetlisiniz.
“Benim önceliğim hep anneme muhtaç olmadan yaşamaktı.”
Ben Ayşe Tükrükçü. 1967 yılında Gaziantep’te doğmuşum. 2 yaşına kadar hiçbir şeyi hatırlamıyorum, sonrasını ise hatırlamak istemiyorum. Annem ben 1,5 yaşındayken Almanya’ya gidiyor. Gurbetçi çocukların burada kalanlarıyız. 7 yaşına kadar babannemin yanında yaşadım. Bir abimi kaybettik, bir de engelli abim var. Annemi ve babamı 7 yaşından sonra tanıdım desem yeridir. Kıbrıs harbi döneminde biz Almanya’ya gittim. 7 yaşındaydım gittiğimde ve annemi ilk defa gördüm ne bana, ne de ablama sarıldı. 2. sınıfa kadar gittim ve geri Antep’e döndüm. Babamın abisiyle aynı evde oturuyorduk ve 9 yaşındayken bana tecavüz etti. Sonra Almanya’ya gittiğimde babam benden bir şeyler getirmemi istiyordu, götürmeyince dayak yiyordum. Aslında ben babam da aynısını yapacak diye korkuyordum.
Şefkat-Der ile sokak sokak gezip çorba dağıtıyorduk ama şunu gördüm: Evsiz gene evsizdi, gene işsizdi.
Ben Ağustos ayında kırmızı kazakla okula gidiyordum. Öğretmen bunun takibini yaptı, boğazımdaki parmak izlerini gördü. Öğretmenim beni kucaklayarak müdür odasına götürdü. Polisler ve ambulans geldi. Sosyal hizmetler personeli geldi. Yaşım 11 ama vücudumda çeşitli izler vardı. Bir gece hastanede kaldıktan sonra direkt çocuk esirgeme kurumuna verildim ve Alman hükümeti bana sahip çıktı. Tecavüze uğradığım o şekilde ortaya çıktı. Hakim bana soru sorduğunda anlattım, annem ise ‘’Yalan söylüyor.’’ dedi. Ben kendi anneme düşman oldum, çünkü bana annelik yapmadı. Annem, amcamdan şikayetçi olmadığı için bu suç onun yanına kar kaldı. Ben 5 buçuk sene yurtta kaldım ve 4 buçuk sene ailemle irtibata geçmedim.



Benim önceliğim hep anneme muhtaç olmadan yaşamaktı. Gizli gizli Almanya’da okulumu bitirdim ve meslek sahibi oldum. Bir kadın kıyafeti mağazasında ikinci müdür olmuştu. Dünyanın neresinde olursan ol, bir kadının elinde diploması olacak. Ben 23 yaşındayken Türkiye’ye geldim. O zaman amcam ölmüştü, anneannem ve teyzem falan Mersin’de oturuyordu. O vasıtayla ben ilk eşimle tanıştım. Sonrasında evlendik, 3-5 sene evli kaldık ama anlaşamayıp ayrıldık.
Ben televizyonlara çıkıp hakkımı aradığımda o zamanlar Reha Muhtar vardı. Sonrasında sığınma evleri vardı, İstanbul’a taşındım ve televizyonlara çıkıp hakkımı aradım. Sonra eve geldiğimde kapımın anahtarı değişmişti. Seda Sayan’a falan da çıktım ama ev sahibim kilidi değiştirmişti. Bir şey yapamadım, çünkü rezil olacağım diye düşündüm. Yemek param ve evim olmadığı için 4-5 ay evsiz olarak dışarıda yaşadım.
Bu mesleğe nasıl başladınız?
Şefkat-Der vasıtasıyla Hakkari’ye gittik ve 2-3 gün boyunca evsizlere çorba dağıttık. Ama şunu görüyordum, evsiz gene evsizdi, gene işsizdi ve gene sokaktaydı. Buna bir alternatif bulmak lazım dedim. Sabit bir yere girip çalışmak istiyordum. Küçük bir dükkan olsa, orada 2-3 çeşit yemek yapar çalışırız diye düşünüyordum. ama para olmadığı için, 2017 yılında Hayata Sarıl Lokantası için dernek kurduk. Nisan ayında burayı tuttuk ve Kasım ayında açtık. Burada gündüz herkese açık, akşamları ise evsiz dostlarımıza ücretsiz anne yemekleri dağıtıyoruz.
”Bana kalsa bir tane insana dokunmak istemem. Neden biliyor musunuz? Herkesin hayatı zaten güzel olsun diye. ”
Burada benimle birlikte 8 tane evsiz çalıştı. Biri Konya’da esnaf lokantasında, biri üniversitede okuyor. Memleketlerine dönüp bahçecilik yapanlar var mesela. Ortalama şu an 100 kişiye yemek çıkarıyoruz. Akşamları 19:00 gibi evsiz dostlarımızı alıp sofra kuruyoruz. Yemeğini yiyen çıkıyor. Gündüzleri herkese açık olduğu için, Fransız elçisi bile gelip burada yemek yiyebiliyor.
Bana kalsa bir tane insana dokunmak istemem. Neden biliyor musunuz? Herkesin hayatı güzel olsun diye. Güzel olduktan sonra kimseye dokunmana gerek yok. Burası devlet destekli bir yer değil, bağışlar ve sponsorlar sayesinde ayaktayız.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
