Mardin’de başlayan, Adana’nın parklarında sabahlayan ve İstanbul’un en lüks semtlerinde devleşen bir hayat hikayesi… Bedrettin Aydoğdu, nam-ı diğer Bedri Usta; yedi yaşında babası tarafından gurbete gönderilen, on yaşında “ustayım” diyerek girdiği mutfakta bulaşıkçılıktan başlayan serüvenini samimiyetle paylaşıyor. Aile bağlarının sert imtihanlarından geçip, borçla aldığı bir tablayı bugün 14 dükkanlık bir zincire dönüştüren usta, başarısının sırrını sadece lezzette değil, sosyal medyanın gücü ve vefa duygusunda buluyor. Başak Okşak’ın bu haftaki konuğu, Adana kebabına coğrafi işaret kazandıran ve “Çırağı olmadığın işin ustası olamazsın” diyen gastronomi dünyasının nev-i şahsına münhasır ismi Bedri Usta.
“İstanbul’da camda ‘Kebap ustası aranıyor’ yazısını görünce içeri girdim; daha 10 yaşındaydım, ‘ben kebap ustasıyım’ dedim. ”
Kendi hayat hikayenizden bahseder misiniz?
Ben Bedrettin Aydoğdu, ama herkes Bedri Usta diyor. Aslen Mardinliyim. Ben 7 yaşındayden babam beni Mardin’den Adana’ya gönderdi. Bir akrabanın evinde kalıyordum. Akrabam kebapçı olduğu için, ben de kebapçı oldum. 7 yaşından 10 yaşına kadar orada çalıştım, 10 yaşında da İstanbul’a geldik. Fakir bir ailenin çocuğuydum. Ben çalıştığım yerden aldığım yevmiyeyi eve götürmediğim zaman, babam beni eve almıyordu. Ben Adana Atatürk Parkı’nda yatıyordum. Sonra dedim madem burada yatacağım, en iyisi İstanbul’a gideyim. İstanbul Laleli’de dolaşırken, camda ‘’Kebap ustası aranıyor’’ diye bir yazı gördüm. Girdim içeri daha 10 yaşındaydım, ben kebap ustasıyım dedim. ‘’Senin her tarafın usta olsa ne olur?’’ dediler ve almadılar. Sonra aynı yerden geçtim, bulaşıkçı alınacak yazıyordu bu sefer bulaşıkçı olarak oraya girdim. 4 ay bulaşık yıkayım, sonra usta ayrılınca onun yerine geçtim.
Çırağı olmadığın işin ustası olamazsın. Herkes bildiği ve sevdiği işi yaparsa başaramayacağı hiçbir şey yok.
Gündüzleri çalışıyordum, akşamları da Gezi Parkı’nda falan yatıyordum. Hiç evim olmadı, orada çalışırken sokakta yatarken biriyle röportaj yaptım. Annem, babam, amcam falan beni TRT’de gördüler, benim televizyona çıktığımdan haberim yoktu. Sonra annemler geldi yanıma, seni götüreceğiz paranı al dediler. Ustadan paramı istedim, 3 senelik paramı poşete koydu verdi. Ben babama verirken parayı hiç saymadım bile. Babam parayı görünce, ‘’Oğlum yerin güzelse burada kal.’’ dedi. Ben ona baba demiyorum, yalnızca biyolojik babam o benim. Şimdiye kadar bir çorap bile almamış. Vefat ettiğinde bile çok üzgün hissetmedim.



İlk dükkanı nasıl açtınız?
Ben evlendikten sonra 5 tane çocuğum oldu. Kendi işimi kurmam gerekiyordu. Amcamdan bir tabla aldım ve onu borçla mangala dönüştürdüm. Boş bir arsa da, Adana kebabı yapıp satmaya başladım. Biz 9 kardeşiz, Adana’da kebapçı salonu açtık 9 kardeş ortak olarak. Açılış günü bile bütün içeceklerimizi bakkaldan borç aldık. İşlerimiz çok iyi gidiyordu, ondan sonra İstanbul’da da açmaya karar verdik. Göztepe’de açtıktan sonra Etiler ve Maslak’ta açtık.
Sosyal medyanın dükkan açmanıza etkisi oldu mu?
Birçok insan sosyal medyadan şikayet eder, ben teşekkür ediyorum. Benim 36 yıldır markam var, son 10 yıldır herkes beni tanıyor. Bunu sosyal medyaya borçluyum. Çok güzel dönüşler alıyorum. Belediye işçileri çalışıyordu, şefleri geldi. ‘’Abi bize 24 dürüm yapar mısın parkta yiyeceğiz.’’ dedi. ‘’Niye parkta yiyorsunuz, dükkana geçin oturun içeride yiyin.’’ dedim ve çok güzel ağırladım. Bir keresinde bir kadın geldi, ‘’Bize biraz yemek verir misiniz, kimsesiz kız çocuğumuz var.’’ dedi. ‘’Abla biz varken kimsesiz kız çocuğu deme, çünkü biz varız, onlar kimsesiz değil.’’ dedim. Sosyal medyada video yaptım, ‘’Yarın önemli misafirlerimiz var, çok mutluyum, kızlarımız gelecek onları ağırlayacağız.’’ dedim. 50 kilo et gönderdiler bana ve para da almadılar.
”Birçok insan sosyal medyadan şikayet eder, ben teşekkür ediyorum. ”
Kebabın patentini aldınız mı?
Çırağı olmadığın işin ustası olamazsın. Herkes bildiği ve sevdiği işi yaparsa başaramayacağı hiçbir şey yok. Ben içimden ne geliyorsa onu yapıyorum. Adana kebabının patentini aldım. Yunanlılar baklava gibi kebabı da alıyorlardı. Sonra patent için başvurduk, coğrafi işaretli ürün olduğu için şahsa verilmiyor. Adana Ticaret Odası olarak müracaat ettik ve Adana kebabını aldık.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
