Haberler

Modadan Çobanlığa Bir Kaz Dağları Masalı: Jasmina Şutkoviç

İstanbul’un en hızlı metropol hayatından, moda tasarımının ışıltılı dünyasından çıkıp Bayramiç’in bir köyünde çobanlık yapmaya uzanan radikal bir değişim hikayesi… Jasmina Şutkoviç, Karadağlı köklerinden aldığı dirençle, yaşadığı talihsiz bir saldırı sonrası kızlarının güvenliği için radikal bir karar alıyor ve hiç bilmediği bir köye yerleşiyor. “Köy hayatından o kadar uzaktım ki piknik yapanlara bile tuhaf bakardım” diyen Şutkoviç, bugün 8 yıldır Bayramiç’in en tanınan kadın hayvancılarından biri. Modern hayatın konforunu bir kenara bırakıp eline çoban değneğini alan bu cesur kadının, dövmeleri ve pilates tutkusuyla köy hayatına kattığı renkli ve ilham dolu dünyasına konuk oluyoruz.

“Işıltılı bir hayattan gübreli bir hayata direkt geçiş yaptım ama bundan dolayı çok mutluyum.”

Kendinizden bahseder misiniz?

Herkese selamlar. Evime, çiftliğime, hayatıma hoş geldiniz. Ben Jasmina Şutkoviç. Karadağlı bir ailenin kızıyım. Annem Sırbistan Novi Pazarlı, babam Karadağ Rojayeli. Bense şu an Bayramiçliyim diyorum. İstanbul’da doğdum, Fatih’te 1978’de. Ben çok tatlı, müstakil, bahçeli bir evde doğdum. Biz göçmen bir aile olduğumuz için, aile apartmanında tüm amcalarımla yani çok büyük bir ailede büyüdüm. Çok şanslıyım ki dedemi ve babaannemi de gördüm. Dolayısıyla biz hep aslında evde Karadağ’da yaşıyormuş gibi yaşadık. Evimizde Türkçe konuşmuyorduk. Çünkü aile büyüklerimiz, dedelerimiz kendi aslımızı unutmamamız için evde ana dilimizi, Sırpça’yı konuşuyorduk. Kendi geleneklerimize göre yaşıyorduk. Bizde hala düğünler, doğumlar, ölümler kendi geleneklerimize göre yapılıyor. 

Ben Türk asıllı değilim ama burada kendime bir köy yaptım. Kendi köyleri, toprakları olanların o yerleri boş bırakmasına hayret ediyorum. 


Çanakkale’ye taşınma hikayenizi anlatır mısınız?

Tabiri caizse İstanbul’da hızlı bir hayatım vardı aslında benim. Gerçekten kendimi metropol insanı olarak tanımlıyordum. Çok iyi bir şirkette. Uzun bir süre moda tasarımıyla uğraştım. Bayan bölümünün başındaydım ve aslına bakarsanız hiç aklımda bir gün gelip de köyde yaşamak gibi bir şey yoktu. Açıkçası bunun hayalini de hiç kurmadım. Bmurası benim gördüğüm ilk köy ve gördüğüm ilk köyde yaşıyorum aslına bakarsanız. Buraya gelene kadar piknik yapanlara bile tuhaf gözle bakıyordum. Yani bana bir anlamsız geliyordu. Hani dışarıda toz toprağın içinde yemek yemek çok da çekici gelmiyordu bana. O kadar uzaktım köy hayatından. Ben bu arada bekar bir anneyim. İki tane kızım var. Alya ve Dora isminde. 14 yıl önce babalarından ayrıldık ama hala dostuz kendisiyle. İstanbul’da da ben çocuklarımla yaşıyordum. Ben Bayramiç’i bu arada hiç bilmiyordum, adını duymamıştım bile. Çanakkale ile olan bağlantım yaz tatillerinde bekar anne olmam dolayısıyla iki kızımla sezonluk ev kiralıyordum Kilitbahir’de. Ondan sonra dedim ki burada bir evimiz olmalı, işte şehirden kaçış yerimiz. Yaklaşık 12 yıl önce bu evi satın aldım. Tabii böyle durduğuna bakmayın, aldığım zaman gerçekten harabe bir haldeydi. Evimi 2013 yılında satın aldım. Yalnız bu evi aldığım zaman bile ben buraya gelip burada yaşayacağımı, hayvancılık yapacağımı asla düşünmedim. Benim bu evi almamın sebebi çocuklarımla yazın kaçacak bir yerimizin olmasıydı ve Çanakkale’yi çok sevmemdi. Çanakkale gerçekten çok güzel bir şehir. Zaten kutsal olmasından da dolayı enerjisine bayılıyorum. 

Bu Çanakkale’ye taşınma fikrim benim aslında bir olayla oldu. İstanbul’da çok güzel bir sitede oturuyordum. Güvenlikli bir sitede. Bir gün siteden çıkarken aracımın içerisinde saldırıya uğradık. Yani gasp gibi bir şey oldu maalesef. Sağ olsun tabii ki güvenlik sonra yetişti ama o travmayı yaşamıştım bir kere. Sonra dedim ki ”İstanbul’un göbeğinde bu kadar güvenlikli bir sitede bile güvende değilsem neden şehirde yaşıyorum?” Ve dediğim gibi bekar bir anne olduğum için kızlarımın güvenliği benim için her şeyden önemliydi. Sonra düşündüm açıkçası burada ev var, bir denemek istedim. Olmazsa geri dönebilecektim sonuçta. Aslına bakarsanız kafamda çok soru işaretleri oldu. Tabii ki gelmeden önce bu aslında verilmesi zor bir karardı. Ben evi aldıktan sonra bir daha eve hiç gelmedim. Bayramiç’e bile gelmedim. Br iki kere eve geldiğimde kahvede soruyordum ”Yiğitler köyüne nasıl gidebilirim?” diye. Burada da komşulara evimi soruyordum.

Çobanlık yapma fikri nasıl başladı?

Tabii tüm bunların yanında bir de işin maddi boyutu var. Sonuçta ben sektörümde çok iyi para kazanan bir kadındım. Birikimim vardı. O birikime güvenerek buraya geldim. Şebnem Ferah’ın bir şarkısı var ya hani, ”Sil baştan başlamak lazım bazen.” diye. Ben de işte onu yaptım, bildiğiniz sil baştan sıfırdan bir hayat kurdum. Biz buraya taşındığımızda, Bayramiç’te tanıdığımız bir kişi bile yoktu. Ailem ve çevrem başta bana inanmadı, evi yaptırır yazın belki 3 ay takılır, Eylül’de okul zamanı geri dönerler diye düşünüyorlardı. Hepsini yanılttım. 8 senedir buradayım ve çobanlık yapıyorum. İleride bir gün hayvancılık yapacağımı rüyamda görsem inanmazdım. Şimdi Bayramiç’in tanınan hayvancılarından biriyim. 

Hayvancılık yapmak maliyetli bir iş mi?

Buraya geldiğimde ne yapacağımı düşündüm açıkçası. Çünkü ben çalışmayı seven bir insanım. Aslına bakarsanız çalışmasaydım da gayet rahat yaşardım. Hatta ben gerçekten bu işe küçük bir servet yatırdım. Ha deyince hayvancılık yapılmıyor. Ben çok büyük adette başlamak istemedim. 10 tane koyunla başladım. Ben bu işten o kadar bihaberdim ki, tek tür zannedip farklı türlerden koyunlar almışım. Sonra buradaki büyüklerden işte yaşlılardan, genç arkadaşlarımızdan sürekli sordum. Koyunların türlerini öğrendim. İlk önce karar vermem gereken şey besi ırkı mı yoksa süt ırkı mı yapacağımdı. Ben besi ırkıyla başlamak istedim. Çünkü süt ırkıyla başlarsam bir yardımcıya ihtiyacım olacaktı. Bir de süt ırkı hayvanları çok daha nazik hayvanlar. Derken ben bir ırkı yapmaya karar verdim. Sonra 10 tane merinos koyunu edindim. 10 tane koyun aldım. Malesef aldım bitti gibi bir durum olmuyor. Yani öyle bir dünya yok. Çünkü bu hayvanların tıpkı biz insanlar gibi barınacak yere ihtiyaçları var. Yani bir dama ihtiyaçları var. Ondan sonra iyi bir çiftçi olabilmeniz için bu hayvanların yemini daha yaz mevsiminde deponuza koymanız gerekir. Yani buna bir bütçe ayırmanız gerekir. Ortalama 100 tane koyundan bir doğumda 150 tane kadar kuzu alabiliyoruz. Kuzu alana kadar tabii ki bunun bir maliyeti var. Bu hayvanların bakım maliyeti var ve maalesef şu an girdiler çok yüksek. Genelde burada işler nakit dönüyor. Bu hayvanlar bana ne zaman kazandırmaya başladı diye sorarsanız bir sürünüzün olması gerekiyor para kazanmak için. Yani en az 50 tane koyunun olması gerekiyor bu koyunun kendini döndürüp birazcık da bana kalması için. Şu an benim bu koyunlardan aylık kazancım minimum 120.000 civarında.

Buraya ilk geldiğinizde nasıl bir tepkiyle karşılaştınız?

Buraya ilk geldiğimde çok fazla yabancı yoktu. Dolayısıyla geldiğimde çok fazla göze batıyordum tarzımdan dolayı. İşte düşünsenize dövmeli bir kadın gelmiş, nereden geldiği belli değil, kim olduğu belli değil. İşte koyunculuk yapacağım diyor filan. Herkesin kafasında benimle ilgili değişik şeyler vardı ama aradan 8-9 yıl geçti ve birbirimizi olduğumuz gibi çok sevdik bence. Maalesef bu işler daha çok erkekler tarafından yapılan işler. Kadınlar bu işte şöyle aktif. Genelde aile işletmelerinde eşlerine ya da babalarına yardımcı oluyorlar. Tek başına bir kadının hayvancılık yapmasına çok alışık değillerdi. O yüzden biraz zorluk çektim. Bir de tecrübesizliğin verdiği zorlukları çektim. Yalnız şu an o günleri atlattım. Artık daha tecrübeliyim ama yaşadıkça hep yeni bir şeyler öğreniyoruz. Çobanlar da yorulur arkadaşlar. Biraz yorulduk. İşte benim hayatım açıkçası işte ışıltılı bir hayattan gübreli bir hayata direkt geçiş yaptım ama bundan dolayı çok mutluyum. Hatta bazen düşünüyorum dama girerken.

”Gençler ve kadınlar bu işten kaçmasın; Türkiye’nin beyaz yakalılar kadar çiftçilere de ihtiyacı var.””


Asla yapmam dediğiniz şeylere alıştınız mı?

Şimdi alışık olmayan insanlar için çok ağır kokuyor o dam. E ben eskiden şöyle daha gençlik yıllarımda umumi bir yer atıyorum, bir kulüpte restoranda tuvalete girerken bile önce parfüm sıkıp giriyordum. Şimdi ise kendi kendime bazen düşünüyorum gerçek mi bu diyorum, ama evet bu gerçek benim hayatım ve koyunlara dair hiçbir şeyden tiksinmiyorum. Onları çok seviyorum. Köyde yaşıyorum diye insanlar sadece hayvancılık yapıyorum zannediyor. Ama ben spor da yapıyorum, pilates yapmak için haftada 3 gün şehir merkezine gidiyorum. 

Gençlere ne tavsiye edersiniz?

Gençlere şunu söylemek istiyorum. Bu ülkenin beyaz yakalılarla mavi yakalılara ihtiyacı olduğu kadar çiftçilere de ihtiyacı var. Lütfen gençler bu işten kaçmayın. Özellikle ayrıca bir de kadınlara seslenmek istiyorum. Biz kadınların rahatlıkla ve çok iyi yapabileceği bir meslek aslında. Çünkü ister istemez anne olalım ya da olmayalım. Biz bu annelik içgüdüsüyle doğuyoruz. Dolayısıyla bu hayvanlara çok daha iyi bakabiliyoruz. Dolayısıyla kadınlar sizlere sesleniyorum ve gençler lütfen çiftçilikten kaçmayın. Aynı zamanda bir vatanseverlik düşünün. Ben sonuçta Türk asıllı değilim. Ben burada köyüm yokken kendime köy yaptım. Öyle söylüyorum. Hep özellikle hani Türkiye’de köylerde yerleri olan arkadaşlarım özellikle de siz o toprakları nasıl boş bırakıyorsunuz? Ben buna gerçekten şaşırıyorum. Aileler eşleriyle birlikte, çocuklarıyla birlikte bir köye taşınıp az bir hayvanla bile geçinebilirler. Bir de burada huzur var ya sakinlik var. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir