Haberler

Masterchef Metin Yavuz Anlatıyor: Mengen’in Mirasından Dünya Sahnesine

Mutfak kültürünün kalbi Bolu Mengen’de, kuşaklar boyu süregelen bir aşçılık mirasının içine doğan Metin Yavuz, bugün bu mirası modern bir vizyonla dünya sahnesine taşımaya hazırlanıyor. Çocuk yaşta eline aldığı bıçaktan korkmamayı öğrenerek başladığı bu yolculukta, MasterChef şampiyonluğu ile Türkiye’nin en genç ve başarılı şeflerinden biri haline gelen Yavuz, başarısının sırlarını ve gelecek hedeflerini paylaşıyor. Disiplini, hırsı ve “Şöhret” adını verdiği ikonik final tabağının ardındaki felsefeyi konuşuyoruz.

“Dedem, ‘Bıçaktan korkarsan aşçılık yapamazsın’ diyerek bana korkmamayı öğretti.”

Kendinizden bahseder misiniz?

Ben Metin Yavuz. 1997 yılında Bolu, Mengen’de doğdum. Babam ve dedem eski aşçıydı. Bayramda köyde olduğumuz için bir sürü aşçılar geliyordu. Yemek yaparlar, yemek konuşurlar ve saygı görürlerdi. Ben de o saygıyı istedim. Bizde bayram yemeklerinde evde erkekler daha çok çalışır, yemek yapılacaksa erkek yapardı. Evde hep yemek konuşuluyordu. O kültürle büyüdüm. yaz tatilinde Bolu’ya gittim, daha küçüktüm bana bıçak yaptırmışlar ‘’Elin alışsın bıçak tutmaya.’’ dediler. Elimi keserdim ama dedem ‘’Alış, bıçaktan korkarsan aşçılık yapamazsın.’’ derdi ve bana korkmamayı öğretti. 

Sadece lezzetli yemek yapmak yetmiyor; tabakta bir işçilik olmalı.


Bıçak tutmayı öğrendikten sonra çalışmayı öğrendim, kendimi mutfağın içinde buldum. 17 yaşındayken otelde çalışmaya başladım. Şefim Savaş Usta vardı, böyle güzel tabaklar yapardı, insanlar hayranlıkla izlerdi onu. Benim bu kadar hırslı olmamız sebebi de budur. ‘’Ben niye böyle bir şef olmayayım ki’’ diyip kendime hedefler koydum ve hedeflerime koşuyorum. 

Masterchef’e katılma hikayenizi anlatır mısınız?

Bana herkes Masterchef’e katıl diyordu, ben diyordum ‘’Niye katılayım?’’ Son senelerde profesyonel aşçılar çoğalınca, nişanlım ‘’Artık katılıp şampiyon ol gel.’’ dedi ve onun üzerine başvurdum. Aslında bir rüya gibi başlıyor ve bir maratonun içine giriyorsun. Sürekli yemek düşünüyordun, bir zaman sonra yoruluyorsun. Bir arkadaşlık kuruyorsun. Konfor alanından çıkıp birilerinin o duygusu tatması lazım. Hiçbir zaman peşin konuşmamak lazım, çünkü altını dolduramadığın zaman hiçbir anlamı kalmıyor. Ben hiç renk vermem, siyahtan beyaz görmeyi tercih ederim. 

Başaracağımın farkındaydım ama orada 23 kişi var ve herkesin bir hayali bar. Herkes bir şeyler başarmak için geliyor. ‘’Ben başaracağım, ezip geçeceğim.’’ demek yanlış bence. Ben kendime inanıyorum, güveniyorum demek yeterli. En büyük destekçim nişanlım oldu. Masterchef sadece bir yemek yarışması değil. Kendini yönetemediğin zaman eleniyorsun ve yoruluyorsun zaten. Parada pulda gözüm yoktu ama başarıda gözüm vardı. Türkiye’nin en genç şefi oldum, Masterchef şampiyonu oldum. Neden dünyanın en iyi şefi olmayayım ki? 

Masterchef size ne kattı?

Masterchef aslında bir yarışma süreci değil, bir bilgi süreci aynı zamanda. Ben kendi kültürüme ait çoğu ürünü bilmiyorum ve bunu da söylüyordum. İyi bir pilav yaparım ama çok detayına girmem. Masterchef bana her şeyin özüne inmeyi öğretti. Çok ekmek veya tatlı yapan biri değildim, şu an tatlı yapıyorum. En başta sabırlı olmayı öğretti. Emek olmadan yemek olmuyor. 

Lezzetli bir yemek için ne gerekiyor?

Lezzetli bir yemek için görsellik çok ön planda mesela. Sadece lezzetli yemek yapmak yetmiyor, görseli güzel yemekler yapman gerekiyor. Tabakta bir işçilik olmalı. Önce işçilik, sonra lezzet. Önce göze hitap etmesi lazım, çünkü insanlar verdiği paranın karşılığını almalı. Güzel bir tabak yapmak önemli ama detaylar da önemli. Mesela bir çiçek bile insana kendini özel hissettirebilir. 

”Final tabağımın adı ‘Şöhret’ti; şöhretli bir sürecin sonundaki gizemi temsil ediyordu.”


Final tabağının hikayesi nedir?

Kimseye kendimi kanıtlama gibi bir derdim kalmadı. Çünkü sürekli bir şey üretmen lazım, ben bundan kurtuldum. İnsanlar ne yaptığımı ve ne yapabileceğimi biliyor ve bu güzel bir şey. Ben final gecesi ya rezil olacaktım ya da vezir olacaktım. Vezir oldum. Final tabağımın adı Şöhret’ti. Şöhretli bir süreç oldu ama her şeyde olduğu gibi onun da bir sonu vardı ve tabağın gizemi buydu. 

İmza tabağını restoranda satmayı düşündün mü?

Şöhret tabağındaki malzemeler çok farklıydı. Fransa’dan istiridye, Japonya’dan Kobe eti, Adana’dan havyar geldi. Pahalı ürünler geldi. Türkiye’de herhangi bir restoran satamaz bu tabağı, çünkü maliyeti çok yüksek. Bu tabağı satabilmek için çok yüksek bir fiyat lazım ve beş dakikada bitecek bir tabağa o paralar verilmez. Şöhret tabağını tadarsın, beğenirsin ama ulaşamazsın. 

Gelecek hedefleriniz neler?

Kendimi daha fazla geliştirip uluslararası düzeyde bir aşçı olmak. Kendimden önceki tek hedefim ülkeme bir başarı getirebilmek. Dünya çapında bir yarışma var ve insanlar aylarca hazırlık yapıyor, iyi bir donanımın olması lazım. Ben Masterchef’i başardım, neden dünya çapındaki yarışmayı kazanmıyım? Gelecek hedeflerim bu yönde ilerliyor. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir