Haberler

Küllerinden Doğan Bir Lezzet Mirası: Burhan Sabanoğlu ve Glutensiz Sosisin Hikayesi

Denizli’nin köklü kasaplık geleneğinin dördüncü kuşak temsilcisi olan Burhan Sabanoğlu’nun hikayesi, lüks bir hayattan bir gecede sıfıra düşüşün ve ardından gelen muazzam bir direncin özeti. Lübnan liman patlamasında yok olan konteynerler ve pandeminin getirdiği ağır kayıplarla sarsılan Sabanoğlu, “param yok ama hayalim var” diyerek yanındaki sadık ekibiyle yola çıktı. Kızının sağlık sorunlarına çözüm ararken Türkiye’nin ilk glutensiz sosisini üreten Sabanoğlu, bugün sadece bir et üreticisi değil, zorlukları hırsa ve yenilikçi lezzetlere dönüştüren bir başarı figürü olarak karşımızda.

“Öyle bir battım ki, kendi elimde olmayan sebeplerden ötürü her şey bitti demiştim. ”

Kendi hikayenizi anlatır mısınız?

Ben Burhan Sabanoğlu. 1987 Denizli doğumluyum. Ben kasap bir aileye doğdum. Denizli’nin en eski kasaplarından zaten babam, ben 4. kuşağım. Dedemin babasından geliyor, dedemin babası zaten döneminin en eski kebapçısı ve kasap dükkanı olarak Denizli’de yer alıyor. 1900 ile 1920’ler arasından bahsediyorum, o dönemde sucuk üretimi gerçekleştirilmiş. Dedemin babası Denizli’de sucuk kültürünü aslında başlatan ilk başlatan, hatta Türkiye’de ilk zeminini oluşturanlardan birisi. Dedemin babası döneminde Atatürk Denizli’yi ziyarete geliyor Gazi Mustafa İlköğretim Okulu’nun olduğu yeri, dedemin babası bağışlıyor o bölgeyi. Tabi sonrasında babamlara geçiyor. Geçiş süreciyle alakalı sıkıntılar var. Ortaklar arasındaki anlaşmazlıklar sonucunda babamlar çok büyük bir batış yaşıyorlar. Bir hafta önce lüks bir yaşantı varken, 2 gün sonra hiçbir şeyiniz yok. Anlaşma sağlanamayan ortak, hesaplara bloke koydu ve her şey durdu o dönemde. Fabrikaya hacizler geliyor, alacaklılar geliyor falan. Aynı dönemde benim de bir kızım var, evler gitti, arabalar, paralar gitti. Hayatımın en zor günü aslında o gündü. Aynı durumu ben de yaşadım. Öyle bir battım ki, aslında kendi elimde olmayan sebeplerden ötürü. Lübnan’da liman patladı ve o limanda benim iki konteyner malım çöp oldu. 

Ustamla oturduk; sadece et ve baharattan oluşan, çocukların güvenle tüketebileceği o tertemiz sosisi yaptık. 


En sıkıntılı dönem ne zamandı?

Ben kendi markamla kendi ürünlerimi yapmaya başladım. Bütün varımı yoğumu işe yatırdım ve ürünleri yaptırdım. Sezon açılacak, bir önceki sezondan herkes ürünlerden çok memnundu ve her şey çok güzel ilerliyordu. Sonrasında pandemi patladı ve o dönem yaklaşık 50 ton üretilen ürünü çöplüğe atmak zorunda kaldım. Kendi batma hikayem böyle başlıyor. Lübnan limanında gönderdiğimiz mallar da çöp olunca benim için her şey bitmişti. Ben bir hafta uykusuz kaldım ‘’Ne yapabilirim, nereden başlayabilirim?’’ diye düşündüm. Şimdi yanımda olan iş arkadaşlarımla her beraber oturduk. Onlara dedim ki, ‘’Arkadaşlar benim böyle bir düşüncem var, ama benim param yok, alabilecek olduğunuz maaşın garantisi de yok.’’ Arkadaşlar da sağolsun ‘’Biz senin yanındayız.’’ dediler. Şirketi kurduk, bir göz bir odada bir taraftan sucuk, salam, sosis kendi markamızda üretime başladık. Alacaklı olanların yanına gittim ve ‘’Bu şartlarda size borcumu ödeyemem. Zaten sıfırdan geliyordum ve şuan sıfırım. Bu borcun ödenebilmesi için benim sizin desteğinize ihtiyacım var, hammadde desteği sağlamanız lazım.’’ dedim. Aslında böyle kuruldu fabrika. 

Glutensiz sosis fikri nasıl ortaya çıktı?

İlk olarak soğuk hava kapısı yaptırdık ve bunun parasını sucukla ödedik. İşi yapan adama 6 ay boyunca sucuk verdik. Bir taraftan da toparlanmaya başladık. Kızım da sosis yemek istiyordu. Ustamla beraber oturduk, sağlıklı bir ürün çıkarabilmek için çalıştık ve sadece et ve baharattan oluşan bir sosis yaptık. Aynı zamanda kızımın laktoz intoleransı vardı ve buna bağlı gluten intoleransı olabilir diye düşündüğüm için, aynı sosisi glutensiz olarak ürettik. Aslında çocukların tüketebileceği bir ürün çıkarmaya çalıştık. Bizim ürünlerimizde mide rahatsızlığı yaşama ihtimaliniz yok, çünkü koruyucu maddeyi çok az kullanıyoruz, baharatlar az. Dolayısıyla bizim ürünlerimizi tüketen biri, gerçekten et tüketiyormuş gibi hissediyor. 

Hiç kimse korkmasın batmaktan. Kimisi büyük batacak, kimisi küçük batacak ama asıl hikaye ondan sonra başlıyor. O batış hikayesi, aslında senin ne kadar kuvvetli doğduğunu gösteriyor ve hırslandırıyor. 

”Hiç kimse batmaktan korkmasın. Kimisi büyük batacak, kimisi küçük; ama asıl hikaye ondan sonra başlıyor.”



Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir