Modern çağda evlilikler, “mutlu olma” beklentisinin tüm yükünü partnerin omuzlarına yüklediğimiz bir arenaya dönüşmüş durumda. Oysa sağlıklı bir birliktelik, iki yarım elmanın birleşmesi değil, kendi içinde tam ve barışık iki bireyin ortak bir yolculuğa çıkmasıdır. Klinik Psikolog Begüm Akçay, “güçlü kadın” tanımından “kadın dırdırı” denilen çığlığın ardındaki gerçeklere, aşırı fedakarlığın görünmez kıldığı benliğimizden şiddetin kökenlerine kadar ezber bozan bir perspektif sunuyor. Paranın güçle, aşkın sonsuz bir heyecanla eş tutulduğu günümüzde; asıl meselenin “sofraya aç oturmamak” ve kendi duygusal sorumluluğumuzu almak olduğunu hatırlatıyor.
“İyi bir evlilik için tutkulu bir aşk tabi ki yetmez.”
Evlilikte mutlu olabilmek için ne gerekir?
İyi bir evlilik için tutkulu bir aşk tabi ki yetmez. Biz hep diğerini mutlu olmak için hayatımıza çağırıyoruz. Mutlu olmak hep evliliğe veya birisinin hayatımızda mutlu olmasına bağlanır ya, aslında kişinin önce kendisiyle mutlu olmayı öğrenmesi, kendi duygusal ihtiyaçlarının farkında olması, bunları kendi kendine gidermeyi öğrenmesi, sonra da seçtiği partneri hayatına davet eden bir yerde olması gerekiyor. Bu aslında biraz sofraya aç oturmamaya benziyor. Bir elmanın iki yarısı olmak doğru olabilir ama bir veya her iki taraf sağlıksızsa, o zaman sağlıksız bir bütün oluştururlar.
Kadın dırdırı aslında kadının çığlığıdır. Kadın dırdır yapıyorsa anlatmak istediği bir şey vardır, görülmek istiyordur, bir çare arıyordur.
‘’Aşkla evlendik ama sonra her şey bitti’’ sözü doğru mu?
Aslında evlilikte aşk dediğimiz şey hep klişeden 3 yıl sürer sonra biter gibi. Gerçekten bu doğru, yoğun duygular geçtikten sonra iki kişi karşılıklı ne paylaşabiliyor, tartışmalarını nasıl yönlendirebiliyor burası önemli. Heyecanlı dönem geçtiğinde eğer iki kişilik profil birbirinden farklıysa ve ortak çözümler üretemiyorsa, o zaman yavaş yavaş güzel duyguların sönmeye başladığını görüyoruz. Tartışmalar ilişkileri güçlendirse de, bir taraf diğerini incitecek sözlerde bulunuyorsa, o bir çatışmaya dönüşüyor. Bu da ilişki için yıpratıcı oluyor. Haklılık üzerinde çok ısrarcı olmamak lazım.



Kadınlar dırdırcı mıdır?
Kadın dırdırı aslında kadının çığlığıdır. Çünkü duygular çok ön planda düşünen bir beyne sahip kadınlar. Duygusal sorunlar olduğunda tabi genelde alarmı verenler kadınlar oluyor. Kadın dırdır yapıyorsa anlatmak istediği bir şey vardır, görülmek istiyordur, bir çare arıyordur. İlişkilerde anlaşılmak çok büyük bir ihtiyaç. Özellikle evlilik sonrasında çiftlerin daha az konuşmaya başladığı daha az ortak zamanlar yarattığı biliniyor, bu da çatırdamalara sebep oluyor. Kadının üzerindeki yük arttıkça, destek bulamadıkça ve anlaşılmadıkça o dırdır seviyesi yükseliyor.
Herkes kendi öfkesinin sorumluluğunu almalı mı?
Son dönemlerde kadına yönelik şiddet haberlerinde artış olduğunu görüyoruz. Erkek güçlüdür, erkek gücünü vurarak istediğiniz alarak gösteriyor, sanki böyle bir öğreti var. Duygularıyla teması olmamamalı. Çünkü erkekler ağlamamalı gibi bir öğreti var aslında. En büyük problem burada aslında. Erkek ağlamayacaksa nasıl anlatacak o zaman problemi ve kendini nasıl ifade edecek. İstediği bir şeyler var ama bunları alması için zorbalıktan başka bir yol öğretilmiş. Dolayısıyla kısa yoldan şiddete başvurmak durumunda kalabiliyor. Öfke kontrolü kişinin kendisine ait, çünkü hepimiz yetişkiniz.
Kadınların hiç şiddet göstermediği doğru değil, ama ortada önemli bir fark var erkekler şiddeti daha direkt dışa vuruyorlar. Bu da işte fiziksel şiddet olarak karşımıza çıkıyor. Kadının uyguladığı ise daha duygusal ve sözel şiddet.
Para = Güç müdür?
Genelde aklımıza sosyal normlar geliyor. Parayı getiren erkektir, kadın ev işlerine bakar gibi. Güçlü kadın para kazanan kadındır gibi bir şey de eklendi buna. Dolayısıyla güçlü olmayı parayla çok fazla özdeştirenler olduğunu görüyoruz. Buradaki tehlike, güçlü olmanın para dışındaki boyutlarını göremiyoruz. Mesela evin içinde sadece çocuklarına bakan, ev işi yapan kadın güçsüz müdür, pasif midir? Hayır, onu güçlü yapan başka faktörler de var. Erkeği güçlü yapan şey eve para getirmesi midir, erkeği güçlü yapan başka seçenekler de var. Biz doğrudan toplumsal normlara yapışıp etiketleme yapıyoruz.
”Aşırı fedakarlık yaparak kendimizle teması kaybediyoruz, kendi ihtiyaçlarımızı görünmez kılıyoruz.”
Zengin koca hayali hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gittikçe bunu hayal eden kişi sayısı artıyor. Çünkü daha kolay tüketmek istediğimiz bir döneme girmişiz. Burada neyin değerli olduğunu kaçırıyoruz. Parayla saadet olmaz çünkü mutluluk öyle bir şey değil.
Fedakar kadın olmak erkeğin gözünde kişiyi düşürür mü?
Fedakar kadın olmak, sadece erkeğin gözünde kadını düşürmez. Aslında birçok kişinin gözünde düşürür. Fedakarlık güzel bir şey ama kişi kendini unuttuğu zaman o fedakarlığın içinde diğer insanlar, onun da insan olduğunu unutmaya başlıyor. Öyle bir tabloya evrilir ki, aşırı fedakarlık yaparak kendimizle teması kaybediyoruz, kendi ihtiyaçlarımızı görünmez kılıyoruz. Dolayısıyla kimse ihtiyaçlarımız olabileceğini fark etmiyor bile. O yüzden önce kendim nasıl hissediyhorum, bana iyi gelen şeyleri yapıyor muyum diye düşünmek lazım.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
