Mersin’in sıcak ikliminden İstanbul’un ayazına, cebinde sadece 9 lira ve ayağında terliklerle başlayan bir varoluş mücadelesi: Gürsel Altınöz ve Kahke’nin Hikayesi. Fatih Camii’nin gölgesinde bir lokma ekmekle başlayan bu serüven, bugün unutulmaya yüz tutmuş bir Osmanlı geleneği olan “Diş Kirası”nı yaşatan, göz hakkını kutsal sayan bir başarı öyküsüne dönüşmüş durumda. Gürsel Hanım, sadece nohut mayalı bir lezzet değil, aynı zamanda bir kadının azmiyle neleri yeşertebileceğinin en somut örneğini sunuyor.
“İstanbul’a ilk geldiğimizde bir pastanenin önünden geçerken canım ekler çekmişti ama yiyememiştim.”
Ben Gürsel Altınöz. 1959 yılında Malatya’da doğdum. Kırklıyken Mersin’e geçmişiz. Babam esnaftı, Türkiye’nin ilk gömlekçilerindendi. Mersin’den sonra şimdi 24 yıldır İstanbul’da yaşıyoruz. Çocukluğum çok güzel geçti. Dört kardeşiz iki kız, iki erkek. Ben Mersin Kız Meslek Lisesi’nde, Pastacılık ve yemek bölümünden mezun oldum. Ama mesleğimi yapmadım. Evlendim, bir tane kızım oldu. Yokluk görmedik ama bazı sıkıntılar yaşadık.
Bütün kadınlara diyeceğim tek şey, gerçekten güvenilir olmak, dürüst olmak.
İstanbul’a çok küçük bir valizle geldik, İstanbul’un bu kadar soğuk olduğunu bile bilmiyorduk. Mersin’den gelince ayağımda terlik vardı. Nasıl ayakkabı alırım diye gittim, bir kebapçı vardı ona bir gecede bulaşık yıkayım ve ayağıma öyle bot aldım. Cebimde 9 lira vardı sadece ve o parayla hiçbir şey yapılmıyordu. Fatih Camisi’ne geldik, orada sıraya girdim ekmek veriyorlarmış. Sonra üzüldüm ihtiyaç sahibi insanların hakkını yemiyim diye, yaşlı bir amca ‘’Evladım niye sıradan çıkıyorsun?’’ dedi. ‘’Ben o ekmeklerden çok yedim, şimdi onların hakkını yemeyeyim.’’ dedim. ‘’Yok evladım senin rızkın buraya gelmiş, al ye.’’ dedi. Sonra bir insanla tanıştık gittik 1 ay onlarda kaldık.



Sonra ben iş buldum ve kiralık ev bulduk. Bir yastık, bir de yorgan aldık. Hiç yaşamadığımız şeylerdi ama mutluyduk. ‘’Tuttuğum ev Fatih Camii’nin minaresini görsün.’’ diyordum. O benim için çok zenginlik oldu. Kızım eğitim almıştı, yokluk görmemişti ama benimle birlikteydi. ‘’anne biz bunu başaracağız, mücadele edeceğiz.’’ dedi. O bana cesaret vermeseydi, tek başıma kalırdım.
Kurban Bayramı’nda büyükler caminin orada et dağıtıyordu. Oradan et aldım ama eti pişirecek tencerem bile yoktu. Bayram günü ağlayarak Nur Osmaniye Camisine gittim. Camide başladım ağlamaya. Elimdeki eti müezzine verdim, çocuklara dağıtsın diye. Sonrasında kendisiyle ahbap olduk. Onun elinde kahkeyi gördüm ve ‘’Nereden aldın?’’ diye sordum. Sonra Eminönü’ne gittim ve kahke nasıl yapılıyor diye inceledim. Fatih’te bir kahkeci buldum ve orada çalışmaya başladım.
Sonrasında kızım İstanbul Üniversitesi Kimya bölümünü kazandı. Orayı kazanınca çok mutlu oldum. Beyazıt Meydanı’nda kızıma, ‘’Kızım biz 9 lirayla İstanbul’a geldik, 20 lirayla sen Amerika’ya gitmenin yollarını ara, hedefin büyük olsun.’’ dedim. Hep restoran açmak istiyordum. Güzel hayaller kurarsanız, önünüze ikram olarak dönüyor. Bu şekilde kahkeye ortak olduk ve küçük dükkanda çalışmaya başladık.
Kahke, ballı çıtır krokanlı, pekmezle tatlanıyor, nohut mayasıyla yapılıyor. Yedikçe yiyesi geliyor insanın. Kredi çekip kendimize ocak bulduk, dükkanı yaptık. O günlerde işler çok iyi gitmeye başlamıştı. İşe başladıktan sonra, Osmanlı’da Ramazanda yemekten sonra gelenlere diş kirası verilirmiş. Ben de insanlara kutular hazırlayarak diş kirası verdim, burayı onurlandırdınız diye. ‘’Neden herkese ikram ediyorsun, sen daha kazanamadın?’’ dediler. İstanbul’a ilk geldiğimizde bir pastanenin önünden geçerken canım ekler çekmişti ama yiyememiştim. O günü yaşayarak benim gibi insanların da canı çeker, hak geçmesin, göz hakkını koruyalım diye her geçene ikram etmek istedim. O insanların yüzündeki tebessüm bile beni çok mutlu etti.
Gazeteciler buraya gelip haber çıkarmaya başladılar. Ben de onları konuk ettim. Bazen yağ veya un alamadığım günler oluyordu. Bunları görünce onlar da ‘’Seni haber yapalım, Türk kadını nasıl mücadele ediyor diye görsünler.’’ dediler. Sonra bu haber çok ses geçirmiş. Sonrasında daha iyisini yapmak için çok çalıştım.
”Kibir her şeyi götürür, ama güven duygusu karşıyı da sizi de rahatlatır.”
Şimdi ekonomi çok zorlaştı, öyle olunca da yavaş yavaş sendika fabrika kurmak gibi hayallerimiz vardı. Güzel şeyler yapan kadınlar için bir iş alanı yaratmak istiyorum, inşallah onu da başarabiliriz. Bütün kadınlara diyeceğim tek şey, gerçekten güvenilir olmak, dürüst olmak. Kibir her şeyi götürür, ama güven duygusu karşıyı da sizi de rahatlatır. Mücadele etsinler, sabrın sonu selamettir.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
