Kebap dünyasında isim yapmak için sadece ateşi değil, eti de ruhu da tanımak gerekir. Adana’da doğup babasının yanında mesleğin en ince ayrıntılarını, hatalarından ders çıkararak öğrenen Öztürk Kolcuoğlu, bugün Alanya’nın en prestijli noktalarından birinde misafirlerini ağırlıyor. Kendi gücüyle sıfırdan kurduğu küçük dükkanlardan, bugün dünya mutfağına göz kırpan geniş menülü bir restorana uzanan bu yolculukta, ustalığın değişmez kurallarını koruyor.
“İyi ki babam dükkanı bana bırakmış, bu sayede işin ustası oldum.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Öztürk Kolcuoğlu. 1964 Adana doğumluyum. Evlerimiz tek katlı, yazın çok sıcak olduğunda damda yatar sinemaları izlerdik. Babam kebapçı olduğu için, biz de onun yanında çıraklık yapardık. 70’li yılların başında her ailenin çocuğu gibi babamızın yanına gidip gelirdik. Babam bir gün alışverişe giderken dükkanı bana bıraktı. Müşteri gelince kebabı pişirdim, soğan ve maydanozu doğrayıp içine koydum. Müşteri giderken, ‘’Sen bir daha maydanoz doğrama.’’ dedi. ‘’Neden öyle diyorsun amca?’’ dedim. Sonrasında ‘’Maydanozun saplarına kadar doğramışsın.’’ dedi. O gün öğrendim maydanozun yalnızca yapraklarının doğrandığını.
Adana kebabın lezzetli olması için, kuzunun kendi yağıyla birleşmesi lazım.
Bir döner ustasının yanına girmiştim. Babam yanımdayken bana nasıl yapıldığını gösteriyordu ama babam gidince arkasını dönüyordu. O gün hırslandım, o eti açarken ben de onu izleyip öğrenmeye çalıştım. Ben 16 yaşındayken dükkana giderdim, ben gelince babam önlüğünü çıkarıp giderdi. Dükkanın idaresini bana bırakırdı. İyi ki öyle yapmış, bu sayede işin ustası oldum. Askere gidip geldikten sonra evlendim ve Adana’ya yerleştim.



Bu işi kurmaya nasıl karar verdiniz?
Ben Adana’nın Sanayi Bölgesi’nde küçük bir dükkan buldum. Amcam ‘’Burada ne yapıyorsun, küçük bir dükkan yerine gel sana bir yer açalım.’’ dedi. ‘’Hayır amca, ben kendi gücümle açacağım, kendimi yetiştireceğim.’’ dedim. Sonrasında üniversitelilerin çoğu benim müşterim oldu. Şimdilerde doktor olan öğrenciler, zamanında benim kebabımı yediler.
Alanya’ya gelmeye nasıl karar verdiniz?
Oğlum Alanya’da üniversite okuyordu. Onu ziyarete geldiğimizde ‘’Baba gel burada sana bir yer açalım.’’ dedi. Ben de ona ‘’Oğlum benim turistik bölgede ne işim var, burası yazlık, kışın ne yapacağız? Burada olsa olsa balık olur, biz kebapçıyız, burada iş olmaz.’’ dedim. Sonrasında biraz etrafı gezdik ve bir ortakla Alanya sahilde restoran açtık. Alanya esnafı ilk başlarda bize mal vermek istemedi, sezon bitince bunlar iş yapamaz diye düşündüler. Ama mekanı açtıktan sonra rezervasyonsuz bir şeyler alamadık.
”Alanya esnafı ilk başlarda bize mal vermek istemedi, sezon bitince bunlar iş yapamaz diye düşündüler.”
Sizi farklı kılan nedir?
Kaliteden ödün vermemek lazım. Et konusunda çok seçiciyimdir. Kasaptan eti 3-5 gün önceden alıp dinlendiririm. Sinirini komple ayıklayıp kaburgayla beraber zırh kıyması yapıp müşterimize sunarız. Adana kebabın lezzetli olması için, kuzunun kendi yağıyla birleşmesi lazım. Bizim kebapta kuyruk yağı, tuz ve pul biberden başka bir şey olmaz. Kebap için mutlaka kaburga kullanırım. Kebabı, alevsiz közü hazırlanmış kömür üzerinde pişiririz. Kebap aşk ister, sevgi ister.
Menüde hangi lezzetler var?
Burayı kurarken ben kebapçı mantığıyla bakarken, oğlum restorancı mantığıyla baktı. Şu an dünya mutfağına kadar girdik. Deniz mahsulleri konusunda kalitemizi arttırdık. Bizim şu an 14 çeşit kebabımız, 6-7 çeşit balığımız var. 45-50’ye yakın meze çeşidimiz var.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
