İstanbul’un bir sokağında, bir Anadol kasasının başında tam 27 yıldır süregelen bir emek hikayesi var. Adana Kozan’dan İstanbul’a uzanan, kebapçı çıraklığından kendi tezgahının ustalığına evrilen bu yolculukta Mustafa Erdoğan; sadece köftesiyle değil, sarsılmaz hayat felsefesiyle de mahallenin hafızası olmuş durumda. Yaşadığı ağır kişisel kayıplara rağmen “dürüstlük ve temizlik” ilkesinden ödün vermeyen Erdoğan, bugün doktorundan öğrencisine kadar her kesimi aynı tezgahta buluşturuyor. Dana kaburgası ile kuzu etini harmanladığı özel reçetesini meşe kokulu anılarla servis eden Mustafa Usta’nın, geçmişin izlerini ve geleceğe dair mütevazı hayallerini paylaştığı bu samimi sohbet sizi hem mutfağın sırlarına hem de hayatın kendisine götürecek.
“Kıymayı dananın neresinden alacağın önemli.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Mustafa Erdoğan. Adana, Kozan doğumluyum. 1980’li yılların başından itibaren bu işi yapıyorum. Bir kızım var. Geçimimizi bunlarla sağlıyorum. Çalışanlarımız ve ortağım var, birkaç aile geçimimizi buradan sağlıyoruz. İnsanlara güzel bir şeyler vermek istiyoruz. Başarılı olduğumu da düşünüyorum, yoksa 27 yıldır bu sokakta barınamazdım.
Hayat felsefem dürüst olmak ve yardım etmektir.
Bu işe nasıl başladınız?
Ben Adana’da hem okula gidiyordum, hem de kebapçıda çıraklık yapıyordum. Elim o şekilde alıştı. Başka yerlerde kuzu etinden yaparlar Adana kebabını ama burada kuzu eti pek tercih edilmiyor. Kebapçılar hep danadan yapıyorlar. Aslında kuzudan ve koyundan olması lazım. Köfte yaparken kıymayı dananın nereden alacağın önemli. Ben dana kaburgası kullanırım, üzerine biraz da kuzu katarım. Her şeyi ben yapıyorum, makine sadece ebatını ve boyunu ölçüp kesiyor.



Kaç saat çalışıyorsunuz?
Talebesinden tut yaşlısına, gencine, doktorundan avukatına kadar her kesimden müşterim oluyor. 26 senedir beni burada tuttular. Her tarafım esnaf, esnaflara karşı sevgi ve saygım sonsuz. Ben işe sabah 9 gibi başlıyorum. Önce hazırlık ve temizlik yapılıyor, köfteleri bir gün önceden hazırlıyoruz ve dinlendiriyoruz. 12’De işler başlıyor ve akşam 9 buçuğa kadar çalışıyorum. İşimden memnunum, Cumartesi, Pazar bile mutfakta kesin ben varımdır.
İstanbul mu, Adana mı?
Benim Adanayla bağlarım hala kopmadı. Kardeşlerimin bazıları İzmir’de, bazıları Adana’da. Biz İstanbul’dayız. Adana insanları çok sıcakkanlı ve misafirperverdir. Hiç kimseyi yarı yolda bırakmazlar. Ünlülere de çok hizmet ettim. Sinema sanatçıları, tiyatro sanatçıları geldi, köftemi yediler. Danilo Şef’de gelmiş, bizden bahsetmiş hatta ama ben farkında değildim.
Hayat felsefeniz nedir?
Ben kimseyi kapımdan aç göndermem. Bir talebe gelir, ayranını ısmarlarım, indirim yaparım, parası yoksa yardımcı olurum. Çünkü biz de çocuk büyütüyoruz. Anne babaların cebine koyduğu harçlık yetmeyebilir. İyi ve dürüst yaşamaya çalışıyorum. Hayat felsefem dürüst ve temiz olmak, yardımsever olmaktır. Sen bir verirsen, Allah sana 10 verir. Çok kişi çalıştı da el vermedim, almak istemediler, herkes işin parasını baktı. Kimse bir şeyler öğreneyim demedi.
Hayat hikayenizden bahseder misiniz?
Ben daha önce bir evlilik yaptım. Eşim hamileyken lösemiye yakalandı ve hem eşimi, hem de kızımı kaybettim. Sonrasında toparlaması çok uzun sürdü ama bir şekilde devam etmeye çalıştım.
”Kendime değil, hep başkalarına faydam dokundu.”
Hayaliniz nedir?
Ben bu işi 70’e kadar da yaparım ömrüm olursa. Bir evim olmasını isterdim ama olmadı, hep başkalarına faydam oldu, kendime hiç olmadı. Bir yuva yıkıldığı zaman toparlamak zor oluyor. Hayalim bir evim olsun, başka bir şeyde gözüm yok. Ben gittikten sonra çocuklarım kimseye muhtaç kalmasın.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
