Türk mutfağını yalnızca bir tarifler bütünü değil, bir “sevgi dili” ve “toplumsal iyileşme aracı” olarak gören Refika Birgül, mutfağın sınırlarını taşırarak kalplere dokunmaya devam ediyor. Kendini bir şef değil, mutfağa ve bu toprakların bereketine aşık bir “öğrenci” olarak tanımlayan Birgül; samimiyetten ödün vermeyen duruşuyla televizyon ekranlarından dijital platformlara uzanan dev bir gastronomi okulu inşa etti. Bugün sadece çıtır tavuk tarifleriyle değil, devlet korumasındaki gençlere sunduğu gelecek umuduyla da mutfağın iyileştirici gücünü kanıtlıyor. Anadolu’nun “azdan çok var etme” geliniğini modern tekniklerle harmanlayan Refika Birgül ile yemeğin ötesindeki hayalleri ve projeleri üzerine derin bir söyleşi gerçekleştirdik.
“Yemek benim sevgimi gösterme biçimim.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Refika Birgül. 42 yaşındayım. Gece gündüz yemek yapıyorum. Yemeklerimi hem Türk mutfağını dünyaya tanıtmak için, hem de yeni neslin mutfakla ilişkisini sağlamlaştırmak için yapıyorum. Yemek yapmak vücudumuza ve ruhumuza iyi gelen bir aktivite. Yemek yemeyi ve yapmayı, yaymaya çalışan bir insanım.
Benim memleketimle ilgili ideallerim ve hayallerim var.
Ben kendime aşçı veya şef demekten imtina ediyorum. Çünkü benim eğitimim aşçılık üzerine değil, ben psikoloji okudum. İşletme gibi farklı okullarda da dersler aldım. Fakat yemek yapmayı, kendi kendime yaparak öğrendim. Yüksek koku alma özelliğim var ve ona göre her şeyi araştırarak bularak yaptım. Aşçılara ve şeflere haksızlık olmasın diye demiyorum. 2010 yılından beri günde 16 saat ciddi mesai harcayarak yemek yapıyorum.



Yemek sizin için ne anlam ifade ediyor?
16 yaşına kadar kimseye seni seviyorum demedim, utandım. Hala da zorlanırım ve utanırım. Ama sevdiğim bir insana yemek vermek, yaptığım yemeğin o insan tarafından yenmesi çok hoşuma gidiyor. Yemek benim sevgimi gösterme biçimim. Sofra dediğimiz şey, herkesin etrafında toplandığı, kavgaların edilmediği yerdir. Benim memleketimle ilgili ideallerim ve hayallerim var. O hayalleri yemek üzerinden anlatabilmek çok güzel geliyor bana. Kutsal topraklarda yaşıyoruz ve bu toprakların ciddi bir bolluğu var. Azdan bile o bolluğu çıkarabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.
Televizyonda yemek programı yapmaya nasıl başladınız?
Televizyonda program yapmak istediğimde kanala gittik, kanal benim yanıma bir manken vermek istedi. Ben de şaka falan zannettim. ‘’Bakın arkadaşlar, samimiyetle bir şey yapacağız ve iştahla ilgili olması lazım. Manken hanımı tanımıyorum ama görev tanımında yemek yememek var.’’ falan dedim. O samimiyet için biraz mücadele etmem gerekti. Hepimizin hayat gayesi var, maddi manevi zorluklar çekiyoruz ama onlardan sıyrılıp kendin olabilmek çok önemli. Ben bu mücadeleyi beni dinleyen, bana vaktini ayıran insanlara borçluyum.
Ev yemekleri fast food yemeklere göre neden daha az tercih ediliyor?
Dışarıda bir sürü katkı maddeleri olan bir yemeği evde daha lezzetli bir şekilde yapabilmek mümkün. Çıtır tavuk tariflerim bayağı bir izlendi mesela. Fast foodların içinde çok ciddi katkı maddeleri var. Klasik yaptığımız yemekler kötü mü, asla değil ama çeşitliliği daha az. Tatlı ekşi ve tuzlu tadın bir arada olduğu yemek sayısı oldukça az. Lezzetli bir pizzada yediği şeyi insanlar dolmada da arıyor ama o dolmada başka güzellikler var. Bu noktada küçük dokunuşlar katarak yemeğe vurucu tatlar eklemek çok önemli.
”Bir üniversite açsam senede 300-500 kişi mezun edebileceğim ama dijital akademiyle binlerce insanı eğitimden geçirebilmek mümkün.”
Projelerinizden bahseder misiniz?
Youtube’un biliyorsunuz bir normal kanalı var, bir de yemek okulu pro diye içine katılım sağlanabilen bir projemiz var. Belirli bir ücret karşılığında bu okula katılanlara Türk mutfağı tekniklerini, içeriğini yazıp anlatıyoruz. Aslında online bir gastronomi okulumuz var diyebilirim. Ben bir üniversite açsam senede 300-500 kişi mezun edebileceğim ama bu haliyle binlerce insanı eğitimden geçirebilmek mümkün. Van’daki çocuğa da ulaşabiliyorum, Almanya’daki kıza da.
Bunun dışında çocuk eğitim destek merkezleri var. Ailesinden şiddet veya istismar görmüş çocuklar devlete sığınıyorlar. 18 yaşında üniversiteyi kazanamazsa, çoğu nereden başlayacağını bilemeden hayata atılıyor ve zorluk çekiyor. Bir tane mutfak kurduk ve 28 tane çocuk eğitime başladı. Burada aşçılığı öğrenecekler, belki bir kısmı aşçı olmak istemeyecek ama en azından hayata atılmalarını kolaylaştırmak istiyoruz.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
