Haberler

Ezber Bozan Bir Çiftçilik Hikayesi: Feyz Çiftliği ve Sencer Solakoğlu

İsviçre’de disiplinli bir eğitim, Amerika’da ekonomi doktorası teklifi ve ardından Türkiye’nin topraklarına dönüş… Sencer Solakoğlu’nun hikayesi, alışılagelmiş bir “beyaz yakalının köye dönüş” masalından çok daha fazlasını barındırıyor. “Cahil cesareti” olarak adlandırdığı başlangıç noktasını, bilim ve fenle birleştirerek Avrupa standartlarında bir verimlilik merkezine dönüştüren Solakoğlu, Feyz Çiftliği ile Türkiye’de hayvancılığın çehresini değiştiriyor. Akademik vizyonunu alın teriyle harmanlayan bu serüven; gençlere, girişimcilere ve üretim sevdalılarına nitelikli olmanın paradan daha değerli olduğunu kanıtlıyor.

“İstikametim hep ilim ve fen oldu. Türkiye’deki verimsizliği görüp Avrupa düzeyinde bir standart yakalamak istedim.”

Kendinizden bahseder misiniz?

İsmim Sencer Solakoğlu. Erzurumlu bir babanın, tek oğlan evladıyım. Annemler beni o dönemki şımarık davranışlarımla başa çıkamayıp beni İsviçre’deki bir yatılı okula gönderme kararı aldılar. 11 buçuk yaşına kadar yediği önünde yemediği arkasında, yokluğu görmemiş, hayırı duymamış bir çocuktum. Oraya gittiğimde her şeyi oyun zanneden bir insandım. 9 buçuk yıl İsviçre’de kaldıktan sonra direkt Amerika’ya gittim. Ben ticaret lisesini bitirdim. Almanca, Latince ve Fransızca öğrendim. Sonrasında İngilizce kurslarına gittim ve ablamın girdiği üniversiteye gittim. İktisat okudum. Yüksek burs aldım ve üniversite doktoramı yapmam için bana teklifte bulundu. Sonrasında benim başka bir şey yapmam lazım dedim ve 29-30 yaşlarında ülkeme döndüm. 

Biz büyüklüğü iyi bir şey zannediyoruz; hayır, kalite iyi bir şeydir.


Buraya döndüğümde önce askerliğimi yaptım. Babam dedi ki, ‘’Oğlum burası Türkiye, sen burayı bilmezsin. Lütfen otur gayrimenkullerin yönetimini yap, lütfen bir iş yapma.’’ dedi. Ama ben yerinde duracak bir insan değilim. Tırların renovasyonu işine girdim, paranın gücüyle iş baya bir büyüdü. İnsanlar bana çek senetleri veriyorlardı ama o çeklerin ödenmemesi aklımın ucundan bile geçmedi. Bayağı bir stres yaşadım o dönem, karşı tarafın sözünü yerine getirmemesi beni çok üzmüştü. O dönemde buranın arsasını aldım ama buraya gelmedim. Burayı yatırım maksatlı kullanmak istedim ve ailemizde ciddi bir birikim olması benim batarken çıkabilmemi sağladı. 

Bu işe nasıl başladınız?

Türkiye’deki çiftçiler bu kadar verimsiz çalışırken, ben Avrupa düzeyinde bir verimlilik yakalamak istiyordum. Ama babam ‘’Öbür işi temizlemeden bu işi yapmayacaksın.’’ dedi ve yine onu dinlemedim. Bir inekte Amerikan Holstein birliğinin verdiği bir sertifika var, o sertifika aslında hayvanın pasaportu. 3 ay kapı kapı dolaşıp hayvan topladım. Hayvanları uçakla buraya getirttim. Ama hayvanlar doğurmaya başladığı için, aldığımız fiyata neredeyse sattık hayvanları. Çok zor bir dönemden geçtim. Buraya 429 hayvan getirdiğim zaman size içimdeki mutluluğu anlatamam. 750 hayvanla başlamam gereken işe 429 hayvanla başladım. 

Çiftçilik ve hayvancılık zor mu?

Ben buraya hakikaten tırnağımla kazıya kazıya geldim. Bunları yaparken de verimlilikten, akademiden, dünyadaki modern işletme zihniyetinden sapmadım. İstikametim hep ilim ve fen oldu. O sayede ayakta kalmayı başardım. Et ve süt fiyatarı çok farklı bir yere gitmeyecektir. Bütün maliyetlerin dünyada arttığı bir dönemde, çiftçiler para kaybedip battılar. Bu esnada çok hayvanlarımızdan yedik. Gençlere önerim ezberlemeyi bıraksınlar, sorgulayarak kritik yaparak öğrenmeleri lazım. Tarım sektöründeki o büyük boşluğu doldurdukları zaman hem finansal, hem manevi olarak kendilerini tarım cennetinde bulacaklar. 

İstanbul’da yaşamak mı, taşrada yaşamak mı?

İstanbul’da yaşamak kolay, her şey var. Ama var olan şeylerden ne kadar faydalanıyorsunuz, ne sıklıkla faydalanıyorsunuz? Haftada kaç kez tiyatroya, sinemaya gidiyorsunuz? Taşrada yaşadığınız zaman aynı şeyleri ilçenizde yapma şansına sahipsiniz. Burada heyecan var, üretim var, alın terinizin karşılığında verim olarak size geri dönüşü var. Bunun hazzını başka bir şey verebilir mi bilmiyorum. Bugün tarıma giren bir gencin, hem tarımda olup, hem de teknoloji sayesinde çalışması mümkün.

”Gençlere önerim ezberlemeyi bırakıp sorgulayarak öğrenmeleri.”


Bir işe başlamak çok zor ama cahil cesareti oluyor. Çünkü tam bilmiyorsunuz, hayalleriniz var giriyorsunuz. Biz Türkler çok pragmatik ve çok pratik zekalı insanlarız. Dolayısıyla bu yolda çok hızlı çözümler bulabiliyoruz ve hayatımız çok eğlenceli oluyor. Biz büyüklüğü iyi bir şey zannediyoruz, hayır kalite iyi bir şeydir. Büyüklük tek başına hiçbir şey ifade etmez. Kaliteli olmadıktan sonra esas olan verimli ve kaliteli olmaktır. Para bunun yan ürünüdür. Para akmaya başladığında büyütmenin yollarını bulursunuz. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir