Haberler

Topraktan Tezgaha, Emekten Markaya: Erse Mantı’nın Başarı Öyküsü

Adana’nın kiraz bağlarında, hayvanların arasında geçen bir çocukluktan, İstanbul’un kalbinde 20 kadına istihdam sağlayan bir işletmeye uzanan ilham verici bir yolculuk… Özgül Acır, hayatın zorluklarını elinin lezzeti ve bitmek bilmeyen çalışma azmiyle fırsata çeviren bir isim. Ev bütçesine katkı sağlamak amacıyla çocuklarını uyuttuktan sonra mutfağa giren Acır, bugün “Erse Mantı Evi” markasıyla geleneksel lezzetleri modern dokunuşlarla sunuyor. Sokak arasındaki dört masalı o mütevazı dükkanı, engellere rağmen nasıl bir başarı hikayesine dönüştürdüğünü ve kadın gücünün mutfaktaki zaferini Özgül Acır’dan dinliyoruz.

“Ben köyde büyüdüm, çobanlık yaptım, şalvar giydim, kiraz topladım. ”

Kendinizden bahseder misiniz?

Ben Özgül Acır. Erse Mantı Evi’nin kurucusuyum. 1974 yılında Adana’da doğdum. Annem ve babam hayvancılık ve çiftçilikle uğraşıyordu. Kiraz bağlarımız vardı, biz küçükken bahçede hayvanlarla beraber büyüdük, yaylaya gidiyorduk, babamlara yardım ediyorduk. Bana ‘’Köyde büyümüş biri gibi değilsin, gayet şıkır şıkır giyiniyorsun, işyeri sahibisin, çobanlık ne alaka’’ diyorlar ama biz zamanında çobanlık da yaptık, bahçede suladık, çapa da yaptık. O şalvarı giydik üstümüze, başörtümüzü takıp hepsini yaptık. Ben liseden sonra nakış öğretmenliği yaptım halk eğitimlerde. Küçük köylerde öğretmenlik yaptıktan sonra nişanlandım ve İstanbul’a geldim. 

Dükkanı ilk açtığımızda komşularımız bizi istemedi, çok gözyaşı döktüm.


Burayı açmaya nasıl karar verdiniz?

İşe başlama hikayem çocuklar olduktan sonra başladı. Kızım yeni doğmuştu, daha 2 aylıktı ve ev aldık. Geçinmek çok zordu, eşim tek maaşla çalışıyor, kredi ödüyor ve sıkışmaya başladık. Bir arkadaşım tavsiye etti, ‘’Bize mantı yapar mısın?’’ dedi. Ben de ev bütçesine katkım olur diye ‘’Neden olmasın?’’ dedim. Çocukların ihtiyaçlarını gidermek de zorlanıyorduk. Benim işim gücüm yemek yapmıştı, çocukları uyuttuktan sonra sarma, tatlı, ciğer kavurması gibi çeşitli şeyler yapmaya başladım. Tek başıma yetişemeyince bir arkadaştan destek aldım. Gün içinde çocuklara baktığım için hiç dinlenemiyordum, evin sorumluluğu bendeydi. Sonra arkadaştan destek alarak 8-9 işyerine mantı vermeye başladık. 2010 yılında Erse Mantı evini 4 kadınla birlikte açtık. 

Burası ilk açtığımızda dört masalı bir yerdi. Daha önce hiç restoranda çalışmamışız, nasıl işleyeceği hakkında bilgimiz yoktu. Müşterinin talebine göre evde nasıl misafir ağırlarız diye düşünerek o yemeği koyup götürüyorduk. O zamanlar sıcak yemek de yapıyorduk. Müşterilerin talebi çoktu, ‘’Biz burada yemek istiyoruz, gerekirse ayakta yeriz.’’ diyorlardı. 

Dükkanı açarken zorlandığınız şeyler neler oldu?

Bizim üst komşularımız bizi istemedi, çok tepki verdiler. ‘’Biz sizi burada istemiyoruz, başka yerde açın.’’ diyorlardı. Yemek kokusu var diye, baca yaptıralım, ne gerekiyorsa yaptıralım diyorduk ama yine de istemiyorlardı. Müşteriler varken gelip söyleniyorlardı. Emin olun o dönem çok gözyaşı döktüm, çok üzüldüm. O kadar çok insanın gelmesi bizi daha çok hırslandırdı. Ondan sonra 2013’te bir dükkan daha açtım ve şubeleşme başladı. 

Kaç çeşit mantı üretiyorsunuz?

İlk başladığımda yalnızca Kayseri mantısı vardı. Sonra üçgen mantıyı falan ilave ettim ve evrensel mantı çeşitlerini ekledim. Şu an 20 çeşit mantı üretiyoruz. Çikolatalı mantımız çok tutuluyor. Bunun içinde çikolata ve bol ceviz var. 

İyi bir mantı nasıl yapılır?

Mantının eti bol olmalı. Hamurla harmanlandığında o lezzeti aynı anda vermeli. Etin suyu hamurla birleşmeli. Çok güzel pişmesi gerekiyor. İnce olması da önemli. 

Dükkanın boyutu ve yeri önemli mi?

Bizde çalışan tüm kadınların hepsi ev hanımı. Mutfağından çıkıyor ve burada hazırlayıp geri gidiyor. Anne eli değmiş gibi. Burada 20 kadın çalışıyor, bir kısmı imalatta, bir kısmı da mutfakta pişirmede çalışıyor. İnsanlar evlilik yıldönümlerini, doğum günlerini veya anneler gününü burada kutluyorlar. Özellikle işyerinden gelen arkadaşlar toplantılarını burada yapıyorlar. Dışarıdan esnaf lokantası zannedilse de, çok şık bir yerle karşılaşıyorlar. Ben ilk dükkanımı sokak arasında açtım küçük bir yerde ama insanlar geliyordu. Hatta akın akın gelip kuyruk oluşuyordu. Burada önemli olan lezzeti yakalamak ve hijyenik bir şekilde sunmak. 

”Geçmişe baktığımda çok zorluk yaşadım ama iyi ki yaşamışım; o günleri geçirdikten sonra bugünün kıymetini daha iyi anlıyorsunuz.”


Kadınlara ne tavsiye edersiniz?

Kadınlar her şeyi başarabilir, korkmasınlar. Maddi sıkıntılar hepimizde vardı, bende de çok fazla vardı. Geçmişe baktığınızda çok zorluklar yaşadım ama iyi ki yaşamışım ve bugünlere gelmişim. Hiç pişman değilim. O günleri geçirdikten sonra, bugünün kıymetini daha çok biliyorsun. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir