Haberler

Türkiye’nin İlk Kadın Dönercisi: Reyhan Hayır’ın Hikayesi

Henüz 11 yaşında çocuk bakıcılığına verilen, 13 yaşında mahkeme kararıyla yaşı büyütülüp hiç tanımadığı bir köye gelin gönderilen bir kız çocuğu… Reyhan Hayır’ın hayatı, “hayır” diyemediği zorunluluklarla başlasa da, onun azmi bu kaderi baştan yazdı. Köyde tütün kırıp inek sağarak kazandığı özgüveni, eşinden ayrıldıktan sonra İstanbul’un merdivenlerini silerek büyüten Reyhan Usta, bugün Sütlüce’nin ve İstanbul’un simge mekanlarından biri olan Check Up’ın başında, elinde döner bıçağıyla ilham veriyor.

İsviçre’deki gurbet yıllarından Türkiye’nin ilk Berlin tarzı tavuk dönerini sunmaya uzanan bu yolculuk, sadece bir lezzet durağı değil; iki kızını tek başına büyüten bir kadının zafer anıtı. İç yağsız, özel reçeteli baharatlarla hazırladığı döneriyle sektöre kadın eli değdiren Reyhan Hayır; “yapamazsın” diyenlere inat, döner tezgahının başında bir kraliçe gibi duruyor. Onun hikayesi, yaslanacak bir omuz aramak yerine kendi ayakları üzerinde durmayı seçen tüm kadınlara bir pusula niteliğinde.

“13 yaşındaydım, düğüne gidiyoruz sanmıştım. Parmaklarıma yüzük takıldığında evlendirildiğimi öğrendim. ”

Kendinizden bahseder misiniz?

Ben Reyhan Hayır. 1970 İstanbul doğumluyum. Günümüzdeki çocuklara bakarsanız güzel bir çocukluk geçirdim ama zor bir çocukluk geçirdim. Ben üvey anne elinde büyüdüm. O yüzden çocukluğumuzu çok çocuk gibi yaşayamadık ama her çocuk gibi biz de yaramazdık. Yine bildiğimizi okuyorduk. Bizim çocukluğumuz daha mutluydu. O kadar eziyetin olmasına rağmen, yokluk olmasına rağmen daha güzeldi diyorum. Bir tek üvey anne sıkıntımız vardı. Benim üvey annem, Allah rahmet eylesin yine de, televizyondaki üvey anneler gibi, filmlerdeki gibi bir üvey anneydi. Çok da fazla konuşmak istemiyorum aslında onu ama geldi geçti benim için. Babamla aram çok ailelerin çocuklarıyla birlikte ilişkileri yoktu. Çünkü o dönemde büyükler çok fazla çocuklarıyla ilgilenmiyorlardı. Doğal olarak da benim babam da benimle çok fazla ilgilenmedi. Annem vefat etmedi. Annemle babam biz çok küçükken anlaşamamışlar. Ayrılmışlar. Annem başka bir şehirde yaşamış. O yüzden pek annemizi görmedik biz. Annesizlik çok zordu. Ben herhalde biraz daha metanetliyim. Benim bir de kız kardeşim vardı. Kız kardeşime annelik ben yaptım. O yüzden annesizlik bilmiyorum yani anlatılacak bir şey değil ya. Çok kötü. Benim de çocuklarım var. Nasıl bir anneyim yani? Çocuklarımsız bir hayat düşünemiyorum. Evli olmalarına rağmen, çocuklarım büyük olmalarına rağmen hala benim için çok küçükler. Benim babam börekçiydi. Seyyar satıcıydı. 

İstanbul’un ilk Berlin usulü tavuk dönerini ve katkısız, iç yağsız o özel reçeteyi biz başlattık.


Okuldan çıktıktan sonra babam börek arabasını bana bırakırdı. Babamın börek arabasında börek satardım. Ben Karadenizliyim. Karadeniz kadını biraz fazla mı merhametli olur ya da bizde mi var bilmiyorum ama yarısını satar yarısını da bedava dağıtırdım. Sonra çocuk bakmaya vermişlerdi beni. O kadar çok işte çalıştım ki. Yaşlı bir kadın bakmıştım mesela. Ayakları tutmayan zengin bir ailenin annesi vardı. Onun yanında bakıcı olarak beni de bırakmışlardı. 11-12 yaşında falandım. Yaz sezonu bitene kadar orada kalıyordum. Zaten 13 yaşında da evlendim yani evlendirildim. Benim evleneceğimden haberim yoktu. Bana ilk söylediklerinde yüzük takılıyordu. Biz üvey annemle Lüleburgaz’a düğüne gitmiştik. Üvey annemin tanıdığı vardı. Orada anlaşmışlar. Beni istemişler. Babam da daha rahat bir hayat yaşarım diye vermiş. Orada yüzükler takıldı. O zaman öğrendim. Yüzük takıldıktan sonra hemen nikah olmadı. Çünkü yaşım çok küçüktü. Yaşımı büyütmeleri gerekiyordu. Mahkeme kararıyla yaşımı 18 yaptılar. 34 ay içerisinde hepsi oldu. Zaten benim itiraz etme gibi bir hakkım yoktu.

İtiraz ettiğimde çok farklı şiddetle karşılanım. Gidecek yerin yok. Sahip çıkan kimse yok. En büyük baban zaten. Baban bu kararı vermiş. O yüzden 13 yaşında ne yapabilirsin yani? Kaçıp bir yere gidemezsin. Mecbur kalıyorsun. Benim de öyle olmuştu. Ben köye gelin gittim İstanbul’dan. Lüleaburgaz’ın Kırıkköyü’ne oraya evlendim. İlk evlendiğim kişi kalabalık bir aileye mensuptu. Yani dokuz kardeşlerdi. Hepimiz bir arada büyüdük. Yani benim çocuk cahilliğim vardı. Onların köyde yaşamış olduğu cahillik vardı. Eşimin ailesinde rahmetli kayınvalidemle herhangi bir sıkıntım böyle çocukça kavgalarımız, gürültülerimiz oldu ama Allah rahmet eylesin nur içinde yatsın. İyi bir insandı ve bana gerçekten annelik yaptı. Ben hiçbir zaman unutamam. Çocuklarıma anne oldu, babaanne oldu, sahip çıktı. Çapa sallamakta, inek sağmakla öyle zaman geçirdim 6 yıl. İki kızım oldu. 19 yaşında da artık çocuklarımın babasıyla ve onun ailesinden bazı kesimlerle anlaşamamaya başladık. Çekilmez bir hayat almaya başladı. Ayrıldık. Evlendikten sonra köyde sürekli çalıştığım için o bende çok büyük bir özgüven oluşturdu. O yüzden zaten ayrıldıktan sonra da hiç durmadan çalıştım. Ayrıldıktan sonra İstanbul’a geldim. Kendi öz annemi buldum. Öz annemi bulduktan sonra kendi öz dayılarımı buldum. Onlarla yaşamaya başladım. Yapmadığım iş kalmadı. Ev temizliklerine gidiyordum. Merdiven silmeye kadar her şey yaptım.

Check Up’un hikayesini anlatır mısınız?

Buradaki işlerden sonra yurt dışına eleman gönderen bir menajer vardı. Bir restoranta ilk önce deneme amaçlı bir haftalık vizeyle İsviçre’ye götürdü beni. Ben bir haftalığına gittim ama herhalde çok başarılı bir işçiymişim ki orada kalmama karar verildi. Yani burada kalır mısın? Oturum alalım sana dediler. Kabul ettim. Sonra bir 6 ay Türkiye’ye gelemedim. 6 ay çocuklarımdan ayrı kaldım. 6 ay sonra benim oturumum alındı. Orada çalışmaya başladım. Restoran işletmecisi olarak. Aynı zamanda o restoranın aşçısıydım, temizlikçisiydim. Benim çalışmış olduğum restoran alt kattaydı. Üst gazino şeklindeydi. Onun üstü de oteldi. Bütün hepsi bendeydi. Yani onların bütün idaresi bendeydi. İkinci eşimle orada tanıştım. Bizim devamlı müşterimizdi. İlk etapta şaka gibi başladı. Hiç aşk falan yoktu. Çok iyi bir arkadaştı. Ve ben İsviçre’de bulunduğum dönemde gurbet bana çok kötü geldi. Ya bütün sevdiklerim burada olduğu için çok kötü geldi. Alışamadım bir türlü oraya. Benim için orası sadece para kazanmak için gitmiş olduğum bir yerdi. 3 yıl kadar İsviçre’de kaldım. Yine dediğim gibi eşim orada bana sadece arkadaşlık yani evlilik falan hiç öyle bir planda yoktu.

Bir anda gelişti herşey. Ben psikolojik bunalıma girmiştim. Eşim yine bana her zamanki gibi destek oluyordu orada. Bana evlenme teklifinde bulundu. Eşimin de çocukları Türkiye’deydi ama dedi bir şartım var. ‘’Ben evlenirsem Türkiye’ye dönmek istiyorum.’’ Sanki bu benim için denizde boğulmak üzereyim de bana bir can simidi gibi geldi. Hiç düşünmeden kabul ettim ve eşimle birlikte işte altı ay arayla ilk önce ben geldim. 6 ay sonra da o Türkiye’ye geldi. O zamandan beri beraberiz. 96’da biz geldik Türkiye’ye. Sonra eşim amcasının oğluyla burayı açtı ve Checkup doğdu. Eşimin amcasının oğlu Almanya’da zaten Türkiye’den ilk giden nesilden dolayı babası orada dönerci ve restorant işletmeciliği yapıyorlarmış. İlk tavuk döneri de orada yapanlar kendileriymiş. Bizim bu sektörde daha doğrusu hizmet sektöründe personel bulmak ve personel tutmak çok zor. Personelsiz kaldık. O dönemlerde de ben eşime gelip yardım edebilirim ben sana dedim. Elimden ne geliyorsa onu yaparım dedim. Döner kesmeyi bilmiyorum ama onları da yaparım dedim. Sonra ben başladım böyle hevesli hevesli devamlı dükkandayım. Gece gündüz buradayım. Sonra işe alıştım. Sonra işin herşeyine alıştım. İşin her şeyini öğrendim. O zamandan beri de dükkandayım. Ben hemen iki gün sonra döner kesmeye başladım. Hemen öğrendim.

”Kadınlara tavsiyem; kimseden bir şey beklemesinler. Garantiniz ne malınız ne de kocanızdır; tek garantiniz özgür iradeniz ve özgüveninizdir.”


Sizi diğer dönercilerden ayıran en büyük fark nedir?

Burada tavuk döner daha hiç kimse bilmiyordu ki. Aşağı yukarı bir 5 10 senede olmadı bizden başka. Bir tek biz vardık. İlk tavuk dönercisi İstanbul’un. Bizim bildiğimiz diyeyim ben. Türkiye’nin ilk Berlin dönercisi ve Türkiye’nin ilk kadın tavuk dönerci ustası da benim. Bizim dönerimizin farkı aslında arasındaki patates değil. Çünkü artık şimdi normalde de bir sürü firmalar dönerin içerisine patates koyuyor. Bir sürü şey koyuyor. Dönerin tadını daha güzel yapması için bizim koyma amacımız o. Bizim dönerimizde katkı yok. Herhangi bir iç yağ, kuyruk yağı, bu gömlek falan dedikleri hiçbirisi yok. Sadece tavuk var. Ve bizim kendi yapmış olduğumuz baharatlarımız ve soslarımız var. Dönerimizin içinde de soslarımızın içinde de reçetesi bize ait olan baharatlarımız var. Bunları bizzat ben kendim hazırlıyorum. Her şey günlük oluyor bizde. Ekmeklerimiz yine ona keza günlük geliyor. Fırından bizim için özel yapılan bize ait pidelerimiz var. O pidelerde de sadece bizde var.

Kadınlara tavsiyeniz nedir?

Kadınlara tavsiyem kimseden bir şey beklemesinler. Kadınların da beyni var, eli ayağı var. Gayet sağlıklı düşünebilen insanlar kendi ayaklarının üstünde dursunlar. Çünkü hayatta gerçekten hiçbir şeyin garantisi yok. Ne malın, ne mülkün, ne annenin, ne babanın, ne de kocanın. Sadece kendi özgür iradeleri ve özgüvenleridir onların garantileri. Ben bir şey yapabilirim demeleri gerekiyor. O yüzden birilerine yaslanmadan yaşamayı bilsinler. Yaptıkları işten utanmasınlar. Utanılacak iş yapmasınlar. Kendimle gurur duyuyorum. Türkiye gibi bir yerde çocuk yaşta evlendirilip iki tane çocukla ayrılıp mücadele edip iki çocuğunu büyüten ve iş güç sahibi olan bir kadın olarak kendimle her zaman gurur duyuyorum. Kendimi birçok kişiye örnek olarak gösteriyorum. Burada bitiyor her şey.


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir