- Chicken Alfredo is perfect for a weeknight dinner
- Super juicy pieces of chicken in a smooth and creamy, extra cheesy alfredo sauce.
Develi ismi, Türkiye’de sadece bir restoranın değil; azmin, emeğin ve sarsılmaz bir aile bağının simgesidir. Ancak bu büyük başarının ardında, mutfak kokularına karışan çocuk sesleri, bayram sofraları ve fedakârlıklarla örülü derin bir aile hikayesi yatıyor. Eşi Sevil Develi, oğlu Nuri Develi, gelini Tuba Develi ve torunları, Arif Develi ile ilgili en özel anılarını anlatıyor.
”Her zaman birbirimizin arkasında olduk.”
Sevil Develi;
‘’84’ün sonuydu. Bir düğüne gitmiştik rahmetli ablam ve eniştemle. Oradan da Anteplilerin toplantısı varmış. Eniştem de oraya katılıyordu. Dedi çıkışta hemen Pera Palasa bir 5 dakika girelim. Ben arkadaşlara bir merhaba diyeyim dedi. Biz de ablamla oturduk. Lobide birer kahve içiyorduk. O arada baktım Yılmaz Kafadar vardır, profesör doktor çok yakınımız. Onunla birlikte Arifciğim de geldi oraya bize merhaba demeye. Onlar da birer kahve içti ve biz ayrıldık. Daha sonra beni istediğini duyduk. Bizim evliliğimiz görücü usulü oldu. Evlilik zor bir şey. İki farklı kültürden gelen insanların birbiriyle anlaşması, kaynaşması. Ama biz o zaman ilk evlendiğimizde ikimiz de birbirimize son derece saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaştık. Ama daha sonra biz öyle bir aşık olduk ki birbirimize bir elmanın iki yarısı gibiydik. Ayrılmaz varlık olduk. Birbirimizi tamamen bütünledik. Her zaman için birbirimizin arkasında olduk.’’
Baki kalan hoş bir sedaymış, bu gök kubbede.
‘’Biz evlendiğimizde sadece Samatya Develi vardı ve o zaman bu düzenimiz yoktu. Saat 12’de restoranı kapar eve gelirdi ve ben de onu evde bir davet masası hazırlarmış gibi hazırlar, kendisini hiçbir şey yemeden beklerdim. Her akşam saat 12 de gelir. Biz ikimiz masaya oturur sohbet ede ede yemeğimizi yerdik. Ve bunun yanı sıra o zamanlar dediğim gibi Develi bu kadar büyük değildi. Pazar alışverişini, et alışverişini kendisi yapardı. Bunun için haftanın belirli günleri vardı. O günlerde, gece tabii bizim bu sohbetlerimiz geldiği zaman oturma, oturup sohbet etmemiz, göz göze karşılıklı mum ışığında yemek yemek bizi birbirimize o kadar bağladı ki işte aşk o zamanlar çıktı.



Nuri Develi;
‘’Baki kalan hoş bir sedaymış, bu gök kubbede. İnsanlar sevdiklerini kaybettikleri zaman hayat boşmuş derler. Ama ben rahmetli babamı kaybettikten sonra hayat boş diyemedim. Aksine eğer ki güzel yaşarsanız, iyi bir insan olursanız hayatın boş olmadığını babam gittiğinde daha iyi anladım. Çocukluk yıllarımda benim en büyük kahramanım babamdı. Hani film kahramanları olur, Batmanler vardı, Süpermenler vardı. Benim öyle bir kahramana ihtiyacım yoktu. Çünkü ben hep babama sonsuz bir sevgi ve saygı duyuyordum. Sanki başıma ne gelirse gelsin o bir yerlerden gelecek ve beni kurtaracak diye hissediyordum. Bir söz daha var ya, insan babasını kaybettiği zaman büyür diyerekten, ben babamı kaybettiğim günden beri bunu her anımda yaşıyorum ve gerçekten babamı kaybettiğim gün büyüdüm. Çünkü yine klasik bir söz olacak ama gölgesi yeter derler ya, onun gölgesi dahi yetiyordu. Hiç unutmuyorum bir gün Gündoğanda babam tekerlekli sandalyesiyle beraber yürüyüşe çıktık. Babam döndü bana dedi ki, “Oğlum” dedi, “ben sana yük oluyorum.” dedi.
‘’Babam öyle güzel teşekkür ederdi ki, siz derdiniz ki ya ben bir evlat olaraktan neyi eksik yapıyorum. Hani ben tekerlekli sandalyeyle itiyorum. Olur mu? Benim onu sırtımda taşımam lazım. Ben seni başımın üstünde taşısam senin hakkını ödeyemem. Ve döndü o gün bana bir söz etti. İlk ben o sözü ondan o gün duymuştum. Ondan sonra da biz her akşam babamla beraber telefonla konuşmadan uyumazdık. Gece 2-3 kim ilk uyuyorsa diğerini arardı ve iyi geceler dilerdi. Ve babam ilk gün bana şunu söyledi: ‘’Bana yaptığın evlatlığı Allah sana evlatlarından göstersin.’’ dedi.
Öne Çıkanlar
‘’Yaşarken kıymet bilmek çok önemli. Gerçekten bu çok önemli. Bunu sadece o kişiye karşı bir iyilik değil. Belki de bu çok bencilce bir şey. Niçin biliyor musunuz? Bu kendinize yaptığınız en büyük iyilik oluyor. Bunu sevdiğinizi, kaybettiğinizi de anlıyorsunuz. Çünkü ben babamı kaybettikten sonra kapanmayacak bir yaram var. Ama benim inanılmaz bir merhemim var. Ne o merhem biliyor musunuz? Benim hiç keşkem yok. Ama o kadar çok iyikim var ki babamla. Ben hiç babamı üzmedim. Evet babam yanımda değil ama, babam daha yakın, babam kalbimde. Onun duasını burada hissedebilmek o kadar kıymetli ki.’’
Tuba Develi;
‘’Arif Babayı ilk bizim evin terasında gördüm. Annesini ve babasını ilk defa orada gördüm. Benim ailemle beraber oturmuş bir şeyler içiyorlardı orada tanıştım. Ya önce ben Arif Babayı şöyle anlatayım. Arif Baba, benim bu hayatta tanıdığım en anlayışlı, en açık görüşlü insanlardan biri. Hiçbir zaman bir mesafe vardır ya gelinle, ben hayatımda hiç onu yaşamadım. Yani bu eve ilk adım attığımdan bu yana. Arif baba öyle bir insandı ki, Doğu kültürünün verdiği o bir mesafe vardır ya, Arif Baba da o mesafeyi ben hiç yaşamadım. İlk bu eve adım attığımdan beri bu evde ben hep çok konforlu oldum ve bence bunun en büyük sebebi Arif Baba’nın kendisiydi. Yani onun açtığı sofraydı, onunla beraber yan yana oturduğum koltuktu. Yeri geldi beraber çıktığımız seyahatti.’’
”Bizim yemediğimiz hiçbir şeyi kıyıp kendisi yiyemezdi.”
‘’İki torunun doğması da tabii ki Arif Baba için çok büyük bir mutluluktu. Onlarla vakit geçirmeyi çok seviyorduk. Biz her hafta sonu ya pazar ya cumartesi günü bir şekilde burada aile buluşması yapmaya özen gösteriyorduk. Ve hatta şöyle bir şey vardır. Biz yazları genelde Bodrum’a gidiyoruz. Arif babalar bizden biraz daha uzun kalıyorlardı. Biz İstanbul’a döndüğümüz zaman da sağ olsun bize bir şekilde hep o dönemin mevsim meyvelerini gönderirlerdi. O geçiş meyveleri olur, bunlar olur. Ağaçtan bir limonu olur, bir üzümü olur. Hep telefon açar önce bunu bir söylerdi. ‘’E kızım size şunu şunu gönderdim. Aldınız mı?’’ Aldık babacığım. ‘’Torunlarım yedi mi?’’ Yediler babacığım. Çok teşekkür ediyorlar. Sonra seslenirdi Sevil anneye: ‘’Sevil Hanım artık biz de yiyebiliriz. Torunlarım tadına bakmış.’’ Yani kendisi bizim tadına bakmadığımız, bizim yemediğimiz hiçbir şeyi kıyıp kendisi yiyemezdi.
O son 10 gün Pera’nın doğum gününü, benim küçük kızımın doğum gününü organize ediyordu ve hastane yatağındaydı. Ve hani ben şaşkınlıkla dinleyip sadece böyle eşime bakıp hani bu nasıl olacak diyordum. Çünkü burada Bahçeköy’de hayattaki en sevdiği şey olan bütün insanları bir araya toplamak olan bir doğum günü organize etmek istiyordu. Yine mangal yanacaktı. Yine çok kalabalık bir şekilde o doğum günü kutlanacaktı. Yani geçen sene kısmet olmadı. Yapamadık tabii ki. Çünkü maalesef benim küçük kızımın doğum gününün hemen öncesinde vefat etti. Bugün benim kızımın sitedeki arkadaşları Ela’nın Pera’nın dedesini tanıyorlar. Onun Arif Develi olduğunu biliyorlar. Ve o Arif Develi’yi yani benim tanıdığım gibi Ela’nın tanıdığı gibi tanıyorlar.’’
Torunları;
‘’Dedemle geçirdiğim en güzel anılardan bir tanesi, dedemin bana 2022’de verdiği kolye. Benim doğum günümdü. O gün bir sürü masa kurulmuştu. Böyle bir beş tane masa birlikte sıra sıra duruyordu. Sonra dedem bana hediye verdi. Çok mutlu olmuştum. Kolyenin içinde ‘’Arif dedesinin tek aşkı’’ diye bir yazı yazıyor içinde açılabiliyor. Ben bunu hep boynumda taşıyorum. Yani her zaman takıyorum. Böylece dedemi yanımda hissediyorum.’’
Amazing pancakes
