Haberler

Mehmet Celalettin Öztaş ile 20 Yıllık Çiğ Köfte Yolculuğu

Elazığ’ın köklü esnaflık geleneğinden gelip İstanbul’un kalabalığında kendine yeni bir yol çizen Mehmet Celalettin Öztaş, nam-ı diğer “Levent Kırca” benzerliği ve çiğ köftesiyle bir semt ikonu haline gelişini anlatıyor. 90’ların zorlu ekonomik ikliminden sıyrılıp, sabır ve güler yüzle inşa edilen 20 yıllık bir dükkanın hikayesinde; esnaflığın altın kurallarını, Fenerbahçe taraftarıyla kurulan sarsılmaz bağı ve bir lezzetin “usta” elinde nasıl kimlik kazandığını bulacaksınız. Senede sadece iki gün izin yaparak, her sabah aynı heyecanla tezgahını açan bir emektarın samimi tanıklığına davetlisiniz.

“Düşmek kötü bir şey, insan kendine bazı şeyleri yediremiyor ve ayağa kalkmak için çok çaba sarf ediyorsun. ”

Kendinizden bahseder misiniz?

Ben Mehmet Celalettin Öztaş. 1962 Elazığ doğumluyum. Babam, lastik bayisi işletiyordu. Kamyonumuz vardı, lastik dükkanımız, lokantamız ve mozaik atölyemiz vardı. Onun yanında durduk. Ben çiğ köfteci değildim, Elazığ’da 1994 yılında devalüasyon oldu. Borcumuz olduğu için her şeyi satıp İstanbul’a geldik. Borçlarımız ödedik. Düşmek kötü bir şey, düşünce kendine bazı şeyleri yediremiyor insan. Ayağa kalkmak için çok çaba sarf ediyorsun. İnsanların sana bakışı bile değişiyor. En güvendiğin insanlar sırtını dönüyor. 

Ben Fenerbahçeliyim; maç günleri sağ olsunlar 20 senedir beni hiç yalnız bırakmadılar. 


Çiğ köfteci açmaya nasıl karar verdiniz?

Kenan diye bir arkadaşım vardı, 1998 yılında onunla birlikte çiğ köfte işine girdik. Biz bu işe parasızlıktan girdik. İlk başta ben yapamıyorum dedim ve bıraktım, o devam etti. Sonra bunda oturacak sıkılacak bir şey yok diyip işime sarıldım. İnsan çalışmayla bir yerlere gelebiliyor, burada kendime bir yer buldum ve öyle devam ettim. 

Eskiden çiğ köfteye çok ilgi oluyor muydu?

Ben burayı 2002 yılında açtım ve 20 sene oldu. O zamanlar çiğ köfte revaçta değildi, biz başladığımızda hiç çiğ köfteci yoktu. 2004’ten sonra çiğ köftede bir patlama yaşandı. Sermaye gerektirmeyen bir iş ve çok kolay bir şekilde açılabiliyor. O yüzden çoğaldı. Herkes ‘’Bende yaparım, ne var bu işte?’’ diyor ama öyle değil, çok emek vermek lazım. Bizim temelimizde esnaflık vardı, herkes esnaflığımızı gördü. Esnaflık farklı bir olay, güler yüz göstereceksin, hizmet vereceksin, kimseyi kırmayacaksın. 

Çalışma saatleri yoğun oluyor mu?

2000’li yıllarda çok güzel iş yaptık, bütün sektörler güzel iş yaptı. 2008’de dünyada bir kriz oldu, ondan sonra dikiş tutmadı. Benim yanıma 10 tane çiğ köfteci açtılar ve hepsi kapattı gitti. Onlar gece 3’e kadar duruyordu, ben 4’e kadar durdum. O kadar emeği harcamak istemedik. İşin temeline sahip olmak lazım. Biz 10’da başlıyoruz çiğ köfteyi yoğurmaya, 12’de tezgahım hazır oluyor. Gece 1’e kadar açığız. Hafta sonları, bayram ve tatil diye bir şey yok. Senede 2 gün izin yapıyorum sadece. 

Fenerbahçe taraftarlarından çok destek aldığınızı söylediniz.

Benim dükkanıma Fenerbahçe taraftarlarından her hafta 50 bin kişi geliyordu. Ben Fenerbahçeliyim zaten, maç günleri sağolsun Fenerbahçeliler 20 senedir beni yalnız bırakmadı, hep alışverişlerini yaptılar. Hatta onların çocukları da gelmeye başladı.

”Çiğ köfteci açacak olana tavsiyem; kendin iyi olacaksın, sattığın ürün iyi olacak, bir de yerin iyi olacak. ”


Çiğ köfte hangi yöreye ait?

Elazığ’un çiğ köfteyle herhangi bir kültürü yok. Adıyaman ve Diyarbakır’ı bilmem ama Şanlıurfa yöresine ait çiğ köfte bulgur, baharat karışımından yapılıyor. Kim patates koyuyor, kimisi yumurta. Bunun kavgası çok yapılıyor ama bence Urfa yöresine ait. Biz çocukluğumuzdan beri öyle biliyoruz. Çiğ köfteye kimi otu daha fazla koyar, kimi salçasını, sen ustalığını katarsan güzelleştirirsin. 

Çiğ köfteci açmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Kendin iyi olacaksın, müşteriye sattığın ürün iyi olacak, bir de yerin iyi olacak. Onun dışında olmuyorsa, o zaman esnaflık yapmayacağız. Bu üçünü çok iyi korumak lazım. Çiğ köfte lavaşını 1 hafta kullanan insanlar var. Öyle olmaz, bizim her gün taze geliyor. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir