Haberler

Fatih Altaylı: Yemek İşi Bende Hastalık Oldu

Ekranların sert ve tavizsiz ismi Fatih Altaylı, bu kez siyasetin değil, mutfağın tozunu attırıyor. Çocukluğu Selanik göçmeni anneannesinin muazzam sofralarında geçen Altaylı için yemek, sadece bir karın doyurma eylemi değil; bir kimya ilmi, bir estetik arayışı ve en önemlisi de dostlarla paylaşılan bir kültür. Kendi deyimiyle “hastalıklı bir ruh haline” dönüşen bu tutku, onu kasaba et kesmeyi öğretmekten, yurt dışından bavullar dolusu ördek ve kuşkonmaz taşımaya kadar götürmüş. Altaylı ile masa örtüsü takıntısından sofra adabına, mutfaktaki titizliğinden yemekle kurduğu derin bağa dair iştah açıcı bir sohbet gerçekleştirdik.

“Yemek yapmak hakikaten kimya ilmi.”

Yemekle ilişkiniz nasıl?

Bizim evde her zaman iyi yemek pişerdi. Hem annemlerin evinde, hem de dedemlerin evinde güzel yemek yapılırdı. Yemekle en net ilişkim ise anneannem sayesinde oldu. Anneannem, Selanik göçmeni ve muazzam bir yemek yapıyor. Çok ciddi bir yemek ortamı içindeydim ben. Okul bitip üniversiteye başlayınca ise İstanbul’da yalnız yaşamaya başladım. O zaman deneyimle gördüklerimi yapma fırsatı buldum. 

Masa örtüsü olmayan bir sofrayı sevmem.


Mutfağa girmeye ne zaman başladınız?

Açık söylemek gerekirse yaptıklarım pek kayda değer şeyler değildi. Çünkü o kimyayı henüz çözememiştim ben. Yemek yapmak hakikaten kimya ilmi. O sırada arkadaşlarım sürekli gelip gittiği için, davet, sofra, alışveriş derken malzemeyi öğrenmiş oldum. Hangi kasaptan ne alınır, manavdan ne alınır diye hepsiyle arkadaş oldum. Onları da öğrenince ben de hastalıklı bir ruh hali oldu aslında. Sabah uyandığımda ‘’Bugün ne pişirsek?’’ diye düşünüyordum. 

Kasaba gidip eti nasıl kesmesi gerektiğini, nereden ne yapılacağını anlatıyordum. Ama bu çok da iyi değil, belki de bir yeme bozukluğudur bilmiyorum. Çünkü sürekli yemek düşünüyorum. Eşime ‘’Hande bugün ne yapayım?’’, kızıma gidip ‘’Zeynep bugün ne yemek istersin, sana ne hazırlayayım?’’ diye soruyorum. Sürekli bir yemek düşünme halindeyim ve zamanla rahatsız edici bir şey oluyor. 

Yemek size ne anlatıyor?

Açıkçası yemek bana aileyi ve dostları anlatıyor. Yemek demek, sosyal olarak sevdiğiniz insanlarla beraber bir masaya oturmak demek. Tek başınızayken otursanız ne olur, oturmasanız ne olur. Yemek yemek, sosyal ve kültürel bir ortam. Oturmak, sohbet etmek, içki içmek, arkadaşların gelmesi, birbirinizle eğlenmek, deneyimler paylaşmak bambaşka bir şey. Arkadaşlar yoksa, yemek diye bir şey yok. Yalnızken, çok fazla yemek yapmaya gayret etmem. 

Sofrada neyi seviyorsunuz, neyi sevmiyorsunuz?

Masa örtüsü olmayan bir sofrayı ben sevmem. Tercihen beyaz, keten bir masa örtüsü her zaman tercih ettiğim bir şeydir. Düzgün bir peçete. Bardak takıntım çok büyük, güzel bardaklara aşığım ve özen gösteriyorum. Tabak ve çatal bıçak takımına da önem veriyorum. Genel olarak şık olmak lazım, pespayeliği sevmiyorum. Aynı şey kıyafetler için de geçerli. Sofranın paçozunu sevmiyorum açıkçası. 

”Yemek demek, sevdiğiniz insanlarla bir masaya oturmak demek.”


Yurtdışına çıktığınızda yanınızda ne getiriyorsunuz?

Diyelim ki Fransa’ya veya İspanya’ya gittik. Normal insanlar ayakkabı alır, çanta alır. Ben bir bavul yemek malzemesiyle dönüyorum. Kuşkonmaz alırım, moleküler yöntemle hazırlanmış zeytinyağı alırım. Ördek alırım mesela, ördek taşınır mı? Kaz getiririm, böyle abuk subuk şeyler getiririm. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir