Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı, bin yıllık da hikâyesi vardır. Bu hikâyeyi en iyi anlatan, kahveyi sadece bir aromadan ibaret görmeyip onu bir kültür disiplini olarak ele alan isimlerin başında Cenk Girginol geliyor. Yazdığı ödüllü kitaplar ve sunduğu eğitimlerle Türkiye’de kahve bilincinin gelişmesine öncülük eden Girginol ile; çekirdeklerin yolculuğundan kahve sektörünün geleceğine, doğru bilinen yanlışlardan bir fincan kahvenin ardındaki büyük emeğe uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Türkiye bir kahve ülkesi.
Türkiye bir çay ülkesi mi, yoksa kahve ülkesi mi?
Bu soruyu iki şekilde alabiliriz, kültür ve gelenek olarak aslında bir çay ülkesi değiliz. Ancak dünyada en çok çay içilen ülke olduğumuz için, bir anlamda çay ülkesiyiz diyebiliriz. Ama kökenlere bakacak olursak, UNESCO’da da tescillendiği gibi Türkiye bir kahve ülkesi. Kahveyle doğmuş ve kahvenin dünyaya yayılmasını sağlamış çok önemli bir konumda, dünyanın ilk kahvehanesinin açıldığı İstanbul’dayız şuan.
Dünyanın ilk kahvehanesi İstanbul’da açıldı.
Dünyanın ilk kahvehanesi nerede açıldı peki?
Tahtakale’nin içerisindeki Kivahan, dünyanın ilk kahvehanesi olarak biliniyor. Hatta orada bir fırın ve kahve müzesi var. Müzenin içinde çok özel parçalar sergileniyor. O fırını orada görmek, ilk kahvenin orada kavrulduğunu bilmek çok değerli. 1554 dünyanın ilk kahvehanesinin açıldığı tarih, o yüzden müzeye de onun ismi verildi. Kahvenin sıfır noktası dendi, bence bu çok özel bir söyleşi. İyi restore edildi ve iyi korundu. Bu yüzden orada geçmişi hissedebiliyorsunuz.



Evlerimizde daha önce hem çay demlenirdi, şimdi ise kahve daha revaçta. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?
Bu aslında jenerasyon farkıyla alakalı. Bizden önceki nesilde Türk kahvesi çok yaygındı. Bizim jenerasyon ile birlikte kahve ve çay eşitlenmeye başladı. Bizden sonraki jenerasyonda ise tam çaya doğru dönecekken, yine bir kahveye dönüş yaşandı. Aslında kuşaklar arası iç içe geçmiş bir geçiş var. Ama son kuşak, kahveyi bir trende dönüştürdü diyebiliriz. 10-15 senedir, kahveye daha çok önem verilmeye başlandı. Özellikle pandemi sonrası dönemde online kahve satışları da patlamaya başladı. Deneye deneye kahve konusunda ağızları kalibre olmaya başladı ve iyi kahveler arasında seçim yapmaya başladılar. Bu da bir avantaj olmaya başladı. 2002 yılında kişi başı kahve tüketimi 200-250 gramdı, pandemi sürecinde 400-500 grama yükseldi, şuan geldiği noktada ise 1 buçuk kiloya ulaştı.
Öne Çıkanlar
Kahve fiyatları hakkında ne düşünüyorsun?
Son dönemlerde olay farklılaştı. Türkiye’de şuan ekonomik kriz var ve zengini de fakiri de sosyalleşmek için bir yer arıyor. O amaçla en ulaşılabilir yer de kahve oldu. Ben içtenlikle söylüyorum, şu anki kahve fiyatları da haddi değil, pahalı. Ben 250 liraya bir americano içmemeliyim, bir filtre kahve içmemeliyim. Ama baktığınız zaman işletmelerin kirasına ve giderlerine onlar da kendince haklı. Aynı kahveyi 100 liraya satsa, adam belki 3 ay sonra dükkanını kapatacak. Ama bu kadar olumsuzluğa rağmen, kahve yine ulaşılabilir.
Amazing pancakes
