Sincan’ın karlı yollarından Kuzguncuk’un tarihi sokaklarına uzanan, film şeridi gibi bir hayat hikayesi: Ali Gökaslan ve DasHan. Ailesinden kopmak zorunda kalan, sokaklarda yatan ama hayallerinden vazgeçmeyerek iç mimarlık diplomasını bir restoran vizyonuyla birleştiren genç bir girişimcinin öyküsü bu. DasHan, sadece bir Uygur restoranı değil; aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir kültürün, el açması makarnaların ve kadim bir misafirperverliğin İstanbul’daki kalesi.
“Baba parası yiyen bir genç olarak, bir gecede kendi ayaklarımın üzerinde kalmak zorunda kaldım. ”
Kendinizden bahseder misiniz?
Adım Ali Gökaslan. 4 Haziran 1994 doğumluyum. Çin’in Sincan bölgesinde doğdum, 12 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. Şimdi DasHan diye Ugur restoranı Kuzguncuk’da mekan işletiyorum. Galata’da da bir yerimiz var, orası kahvaltı üzerine, burası ise Uyguy mutfağı üzerine akşam yemeği sunuyoruz. Benim doğduğum yerler, dünyanın en güzel yeri diyebilirim. Yaşadığım yer köy tarzı olduğu için zor şartlar içinde büyüdüm. Çünkü ailemiz okuldan çok uzaktı ve otobüs yoktu. Karlar altında okula gidip geliyorduk. Babam kıyafet satıyordu, annem de çalışıyordu. Bende ananemin yanında büyüdüm ve okumak için başkente gönderdiler beni. Ekonomik durumumuz iyileştikten sonra ben sürekli ‘’Babamın parası var, nasıl olsa okumak gibi bir zorunluluğum yok.’’ diye düşünüyordum.
Genelde hazır ürünler kullanılır ama Uygur mutfağında makarnayı sipariş ettiğiniz anda elde taze bir şekilde açılır ve yapılır.
Yurtdışına çıkma hayalim vardı ama bizim oradan yurtdışına çıkmak, uzaya çıkmak kadar zordur. Babam beni Çin’e gönderdi, 3 sene orada okudum. Pasaport işlemlerimi halledip bir gece ansızın Türkiye’ye geldim.



Neden Türkiye’ye geldiniz?
Küçüklüğümüzden beri bir türk sevdamız vardı. Adanalı, Kurtlar Vadisi gibi dizileri izliyorduk, Ortaköy’ün manzarasına hayran kalıyordum. Gecenin 2’sinde Atatürk Havalimanı’na indim. 2012 senesinde dil bilmediğim için sokakta yattığım zamanlar oldu. Sonra Haliç’te Türkçe öğrenmeye başladım. Babam tekstil işiyle uğraşıyordu, buradan mal alıp gönderiyordum. Bir buçuk sene sonra dedem beyin kanaması geçirdi. Annem ve babam memlekete döndü. Döndükten sonra zaten onlarla iletişimim kesildi.
2016 yılında Çinliler politika değişikliğine gitti ve Uygur Türklerinin yurtdışı giriş çıkışlarını yasakladı. İçeride kalanlar içeride, dışarıda kalanlar ise dışarıda kaldı. Baba parası yiyen bir genç olarak, bir gecede kendi ayaklarımın üzerinde kalmak zorunda kaldım. Ne yapacağımı şaşırdım ve ondan sonra hayat benim için başladı. Okumam mücadele etmek gerektiğini o zaman anladım. 8 senedir ailemi görmüyorum. Sosyal medya uygulamaları sayesinde iletişim kurmaya başladık.
Bu işe nasıl başladınız?
Babam benim okumamı ve mimar olmamı çok istiyordu. İstanbul Kültür Üniversitesi’ne başladım ve iç mimarlık bölümünü okudum. Ben bu işi çok sevdim, okulu bitirmeden mimarlık ofislerinde çalışmaya başladım. Bir tane kafe tasarım işi aldım, güzel bir kazanç elde ettim. Oradan aldığım parayla restoran sektörüne girmeye karar verdim. 2019 senesinde Galata’da açtım. Bubble Tea olayını getirdik, her şey çok güzel giderken pandemi girdi hayatımıza.
Sonra Uygur mutfağını denemek istedim ama 9 ay başarısız oldum. O dükkanı kapatmadan, bir tane daha dükkan açacağım dedim. Mal sahibi bana gerçekten çok destek oldu. Burayı kurmak için arabamı ve elimde olan her şeyi sattım. Eve gidecek param yoktu, dükkana çadır kurup 23 gün burada kaldım. Arkadaşımdan borç alıp öyle başladım bu işe.
Bir sene boyunca kafa kafaya gitti işler. Bazen eksideyiz, bazen artıdayız. İlk senenin sonunda istediğim kıvama gelmeye başladı.
Uygur mutfağı nasıl bir mutfak?
Genelde hazır ürünler kullanılır ama Uygur mutfağında makarnayı sipariş ettiğiniz anda elde taze bir şekilde açılır ve yapılır. Bizim mutfağımızda baharat etkisi çok iyidir. Türk damak zevkine de oldukça uygun bir mutfak. Uygur mutfağının en büyük problemlerin biri bence tabaklama ve sunum. Uygur Türklerinin yemek yeme alışkanlığı Türklerden biraz daha farklıdır. Bizim kahvaltı kültürümüz yok, sabahın köründe başlarız et ve hamur yemeye. Akşam yemeğinde ise çok fazla yeriz. Bu yüzden birçok Uygur Türkü kiloludur aslında.
”Bundan sonraki süreçte, bir Michelin yıldızı alan Uygur restoranı olmak istiyorum. ”
DasHan ne anlama geliyor?
Sofra anlamına geliyor. Uygurlar için sofra çok önemlidir. Bizim memlekete giderseniz, onlara Türk’üm deyin bütün kapılar size açılır. Sizi evden tok olmadan çıkarmazlar. Sofrası çok geniştir, misafirperverdir. Uygur Türkleri çok şefkatli ve eğlenceli bir yapıya sahiptir.
Uygur Türkleri coğrafya özelliklerinden dolayı bağlantısı kesildiği için kendini iyi bir şekilde ifade edememiş bir millet. Mantıyı mesela dünyada ilk Uygurlar keşfetmiş, bunu Masterchef’te Somer Şef’te dile getirmişti.
Burası bizim için bir vatandır, bu vatana her zaman borçluyuz. Biz burada barındık, burada iş sahibi olduk, ev sahibi olduk. Uygur Türklerinde hiç dilenci, dolandırıcı göremezsiniz çünkü gerçekten çok çalışkanlar.
Gelecek hedefiniz nedir?
Rezervasyon sistemine geçtik, çünkü yoğun bir talebimiz var. İnsanlar burada keyif almak istiyor. Buraya gelen herkes mutlu ayrılmalı ve keyifli ayrılmalı. Misafirlerimizi bu sofrada en iyi şekilde ağırlamamız gerekiyor. Bundan sonraki süreçte, bir Michelin yıldızı alan Uygur restoranı olmak istiyorum. İkinci hedefim ise Uygur mutfağını dünyanın her yerine tanıtmak istiyorum. Uygurlar artık zulüm görmüş, baskı altında kalmış bir millet olarak değil de, Uygurların içinde başarılı bir var densin istiyorum.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
