Erzincan’ın köylerinden İstanbul’un kapıcı dairelerine, oradan da dünyanın tanıdığı bir gastronomi devine uzanan epik bir yolculuk… Cüneyt Asan, sadece Günaydın Kasap’ın kurucusu değil, aynı zamanda Türk mutfak kültüründe “kasaplık” algısını devrimle değiştiren bir vizyoner. Okul yıllarında sırtına yüklenen yoksulluk etiketini, hırsı ve emeğiyle bir başarı nişanesine dönüştüren Asan; bugün “Nusret’i de diğerlerini de ben yetiştirdim” diyebilecek kadar köklü bir çınar. Amerikan barlı kasap konseptinden modern köfte kültürüne kadar pek çok ilkin mimarı olan usta isimle; ete duyulan saygıyı, usta-çırak ilişkisinin kutsallığını ve bir “Türk İşi” kavramının nasıl dünya sahnesine taşındığını konuştuk.
“Fakirlik kader mi? Bence değil, başarılı olmak için en önemli sebeptir.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Cüneyt Asan. 1959 Erzincan doğumluyum. 5 kardeşiz, İstanbul’a gelmişiz. Zor bir hayat yaşadım. Burada önce gecekonduda yaşadık, sonra kapıcı dairesine yerleştik. Çocukluğum ve gençliğim fakirlikle geçti. Okulda fakir listesinde olduğumuz için yardım ediyorlardı ve gururumu çok kırdılar. Eve ağlayarak gidip ‘’Ben okula gitmek istemiyorum, kapıcı olmak istemiyorum.’’ dedim. Babam da ‘’Kapıcı olmak istemiyorsan okula gideceksin.’’ dedi.
Usta demek, yeryüzüne köklerini salan çınar demektir.
Sonra okula gittim ve okuldan çıkıp kasaplar çarşısına gittim. Bir kasaba çırak oldum. Kendime ‘’Çalışıp para kazanacağım, okuldaki fakirlik yardımını almayacağım.’’ diye söz verdim. Her gün okul çıkışı kasaba gidiyordum, iş hayatım böyle başladı. Fakirlik kader mi, bence değil, başarılı olmak için en önemli sebeptir. Ortaokulda karneyi babama verdim ve ‘’Baba benden sana hayır yok, ben çalışıp para kazanmak istiyorum.’’ dedim. O evde biri bunu yıkmalı ve kırmalıydı. Ailemden öğrendiğim şey, zengin olmak yalnızca çalışarak olabilirdi.



Günaydın Kasap’ın hikayesini anlatır mısınız?
Ben çok çalışkandım, kısa sürede dükkanın sahibi gibi olmuştum. Gerektiğinde 20 saat çalışıyordum. O dönemler bütün kasapların adı Bahar, Şen Kasap falandı. Bizimki de Bahardı ve ben farklılık getirmek istedim. O dönem Günaydın gazetesi bana güç algısı yarattığı için, dükkanın ismini Günaydın koyduk. Askerden döndükten sonra çalıştığım dükkanın ortağı oldum. Emek verdiğinizde ne zaman olursa olsun bir gün hak olarak geri gelir.
Kırılma noktanız neydi?
Patronum ‘’Askerden döndükten sonra seni ortağım yapacağım.’’ demişti ama ben gelince vazgeçti. Sonrasında bugünkü ortaklarım Yalçın Kardeşler ‘’Bu dükkanı devralalım.’’ dediler. Patronun dükkanını aldık ve bir süre sonra bize yetmemeye başladı. Fark edilmemiz gerekiyordu, o dükkanı yıktık ve dünyadaki ilk Amerikan barlı kasabı yaptık. Basın bunu farkedince bizde fark edilmiş olduk.
İlk restoranı nasıl açtınız?
Sonrasında ‘’Artık restorancı olacağız.’’ dedik ve ortağımla oturup konuştuk. İlk dükkanımızı açtık, 6 ay sonra 500 kişilik dükkan açtık, insanlardan çok fazla talep gördük. Eğer dünyada Türk İş diye bir kavram varsa, onu sadece başlatmadım, yürüttüm götürdüm. Bunu yapabilecek insanlar yetiştirdim. Usta demek yeryüzüne köklerini salan çınar demektir. Benim dal olarak yetiştirdiğim insanlar, 15 yıl yanımda çalışarak yetişti.
Sizi farklı kılan nedir?
Kasaplıkla ilgili bütün şovların ilkiyim ben. Sonra gördüler ve yaptılar. Ama öyle bir noktaya getirdiler ki, sonuç olarak başarılı ve çok abartılan bir şey oldu. Bence bu kadar olmamalı. Kasaplığın benden öncesi ve benden sonrası var. Ete her zaman saygıyla yaklaştım ve değiştirdim, geliştirdim. Doğru bilinen her şey yanlıştı ve ben bunları değiştirdim. Kasap tezgahlarına giren tüm ilkleri gerçekleştirdim.
Önceden köfte yenmezdi, ben yaptığım köfteleri buraya gelen ailelere dağıtmaya başladım. Çocuklar o kadar sevdi ki, annelerinin yaptığı köfteleri yememeye başladılar. Hafta sonları 1 tona kadar sadece köfte satmaya başlamıştım.
Öncelikleriniz nedir?
Para, yemek için değil, var olmak için önemli. Kimlikli kişilikli yaşayabilmeni sağlar, saygı duyulan insanlar olarak yaşamayı sağlar. İnsan saygın ve değerli değilse, hiçbir anlamı yoktur. İnsan hak ettiği değeri görmelidir. Ama bunun için sizin o değeri almanız ve hak etmeniz gerekir.
”Kasaplıkla ilgili bütün şovların ilkiyim ben.”
Pişmanlık duyduğunuz bir şey var mı?
Benim babam çok iyi bir insandı, dürüsttü. Annem de aynı şekildeydi, annemle ve babamla çok gurur duydum. Babam ve annem hayatımın ikinci baharını sadece 5 yıl görebildi, sonra ikisi de vefat ettiler. Ben hep annem ve babam muhteşem bir evde otursunlar, hizmet eden değil, hizmet alan insanlar olsun istedim. Bunu sadece 5 yıl yapabildim, içimde kaldı doyamadım.
Ben bir tek şey için pişmanım, hala da pişmanlık duyuyorum, o da yabancı dil. Tüm gençlere bunu öneriyorum. Yabancı dilleri yoksa, onlar da yok. Geriye baktığımda kendimle onur ve gurur duyuyorum. Çünkü ülkeme inanılmaz katkılar sağlamış bir insanım ve birçok insanı yetiştirdim, yeniliklere imza attım, rol model oldum. Bu iş için gönderildiğime inanıyorum.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
