Kırıkkale’nin tozlu yollarından mutfağın bereketli sofralarına uzanan, azim ve fedakarlıkla yoğrulmuş bir hikaye bu. Yıldız Delice, tıp fakültesi hayallerinden vazgeçmek zorunda kalsa da hayatın ona sunduğu zorlu sınavları birer başarı basamağına dönüştürmeyi başarmış bir isim. Ekonomik krizlerin gölgesinde dantel örerek başladığı mücadelesini, bugün onlarca kadına istihdam sağlayan toplu yemek sektörüne taşıyan Delice, sadece yemek pişirmiyor; aynı zamanda bir kadının tırnaklarıyla kazıyarak nasıl dimdik durabileceğini kanıtlıyor. Eşini kaybetmenin derin acısını, çalışanlarının ve çocuklarının sorumluluğuyla birleştirip bir mutfak imparatorluğu kuran Yıldız Hanım, “ekonomik özgürlük” kelimesinin içini gerçek bir hayat tecrübesiyle dolduruyor.
“Sefer taslarıyla dağıttığımız o yemekler, bugün yüzlerce kişiye ulaşan soframızın ilk adımıydı.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Yıldız Delice. 1964 Kırıkkale doğumluyum. 3. sınıfa kadar Ankara’da okudum, sonra Kırıkkale’ye geldik. Üniversitede Erzurum Tıp bölümünü kazandım ama babam yollamadı. O yüzden İşletme fakültesine yazıldım. Eşimle 1983 yılında evlendim. Eşimi ilk gördüğüm zaman ‘’Ay ne çirkin çocuk.’’ demiştim. Lise 1’deyken bana arkadaşlık teklif etmişti ama ben kabul etmemiştim.
Ben isterim ki bütün kadınlar emeklerini paraya çevirsinler.
Aradan 3 sene geçti, lise sonda veda çayı yaptık ve tekrar karşılaştık. Ben o zaman unutmuştum kim olduğunu ve bana dans teklif etti. ‘’Askere gittin mi, babam askere gitmeyen çocuğa kız vermez.’’ dedim. Okul bitti, bir hafta sonra benim düğünüm oldu. İlk zamanlar hazır para yiyorduk, dükkanlardan kiralar geliyordu, eşim de mağazada duruyordu. Sonra ekonomik kriz olunca kayınbabam bazı şeyleri sattı ve işi bırakmak zorunda kaldı. Ben el işi yaptım, dantel ördüm eşimden beş kuruş para istemedim.



Bu işe nasıl başladınız?
İlk etapta bizim orada bir büfeci vardı, arkadaşı eşime ‘’Ben köfte yapayım, Yıldız şekil versin, sende ızgaranın başında dur.’’ demiş, eşim de kabul etmiş. Orada kasayla köfteler yapıp satıyorduk. Sonra başka bir arkadaşı benim nohut pilavımdan yemiş, ‘’Bize de yapar mı?’’ diye sormuşlar. Ben şaka yapıyor zannettim ama değilmiş. Eşim akşam eve geldiğinde ‘’25 kişilik öğle, 25 kişilik akşam yemeği yapacağız.’’ dedi. Ben de komşularımdan yardım istedim ve onları organize ettim.
Hep birlikte nohut pilav, cacık ve çorba yaptık. Adamların çok hoşuna gitmiş, aynı gün tekrar siparişler geldi. Yemekleri mutfakta pişiriyoruz, hazırladıklarımızı sefer tasına koyup aşağı indirip dağıtıyoruz falan bayağı bir çalıştık. Sonra düğün yemekleri, cenaze yemekleri derken toplu yemekler devam etti.
Bu işte yaşadığınız en büyük zorluk ne oldu?
Ben çocuklarıma çok vakit ayıramadım. Yemeklerini veriyordum ama yanlarında olamıyordum. Özellikle Emre, ilkokul çağlarında hep yalnızdı, gece eve çıktığımda çoktan uyumuş olurdu. 27 yaşındayken onun evlenmesini istedim, ‘’Oğlum, evlen yalnızsın.’’ dedim, o ise bana ‘’Anne, ben hep yalnızdım.’’ derdi. O kadar üzülürdüm ki.
Dönüm noktanız ne zaman oldu?
Eşim bana ‘’Dünyada ölecek biri varsa önce eşler ölsün, kadınlar kalsın. Sen ölürsen ben toz şeker gibi dağılırım, işimi de kaybederim, çocukları da kaybederim.’’ derdi. Bir hafta sonra ise vefat etti. Polisler beni arayıp ‘’Eşiniz kaza yaptı, biri hastaneye gelsin.’’ dedi. Hiç inanamadım onu kaybettiğime. 10-15 gün evde kaldım hiç dışarı çıkmadım. Elemanlar beni hiç yalnız bırakmadılar. ‘’Abla bizi yalnız bırakma, başımızda dur.’’ dediler. Sonra elemanlarımla birlikte aşağı çalışmaya indim.
”Bir kadın ayakta durursa, dünya yerinden oynar.”
İş dünyasında kadın olmanın zorlukları neler, ne tavsiye edersiniz?
Hizmet verdiğimiz halde ödeme yapmayan firmalar var. Nasıl olsa kadın işleriyor diye yıllar geçtiği halde ödeme yapmıyorlar. Yanımda hep kadınlar çalışıyor, erkek olarak sadece şoförlerimiz var. Ben isterim ki bütün kadınlar ekonomik güçlerini, emeklerini paraya çevirsinler. Tarhana yapmayı biliyorsan tarhana yap, erişte yapmayı biliyorsan erişte yap. Bir şekilde pazarını bul ve ekonomik özgürlüğünü kazan.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
