Haberler

Bergama’nın 80 Yıllık Hafızası: Kahvaltıcı Eşref Taşkın

Bergama’nın tarih kokan sokaklarında, 14 yaşında girdiği dükkandan bir daha çıkmayan, çalışmayı bir yaşam biçimi değil bir “karakter” olarak gören 96 yaşındaki Eşref Taşkın, gerçek bir asırlık çınar. Selanik göçmeni dedesinden babasına, oradan da kendisine miras kalan peynircilik ve yoğurtçuluk zanaatını 80 yılı aşkın süredir aynı disiplinle sürdürüyor. Kore Savaşı’ndan motosiklet tutkusuna, Atatürk’ün Bergama ziyaretinden eski İstanbul seyahatlerine kadar geniş bir yelpazede hayatı kucaklayan Taşkın, “emeklilik” kelimesini lugatından silmiş bir azmin simgesi.

“Ben emekliliği kendime yakıştıramam, sevmiyorum; hatta bazen emekli olduğumu saklarım.”

Kaç saat çalışıyorsunuz?

İnsanın bir karakteri var, huyu var. Ben çalışmayı seviyorum. Boş oturmak canımı sıkıyor. Her sabah 5’te kalkıyorum. 6’da dükkanda oluyorum ve akşamları da 6’da dükkanı kapatıyorum. Haziran ayında uzun günlerde akşam 8’de kapatıyorum. 

14 yaşında girdim bu dükkana, hala da buradayım.


Emekli olmayı düşünüyor musunuz?

Emekliliği sevmiyorum ben. Bir beyefendi gelmişti, 40 yaşında yok ‘’Ben emekliyim.’’ demişti. Ben kendime yakıştıramam emekliliği. Ben emekliyim demem, hatta saklarım. 

Bu işe nasıl başladınız?

Dedem Selanik’ten gelmiş, göçmen. O zaman Bergama’da yoğurtçuluğa başlamış. O dönemden bana kadar geldi yani. Ben 6 yaşındayken vefat etti dedim. Anlatıyorlardı, evde nalbant diye takımları varmış. Ben hep onlarla oynuyordum. Babam da bu peynir ve yoğurtçuluk işini yapıyordu. Ben 14 yaşında girdim bu dükkana, hala da buradayım. Ortaokulu bitirdikten sonra buraya başladım. Çocukluğum bu muhitte geçti. 

İşinizi seviyor musunuz?

Bergama’da lise yoktu o zamanlar, ben de ortaokulu bitirdim. Okumaktan sıkılıyordum. Geçim ve para da lazımdı. Bu işte güzel, eğlenceli bir iş. Ben seviyorum bu işi. Ticareti var, insanlara hizmeti var. İnsanlara hizmet etmek beni mutlu ediyor. Buraya çok güzel ve çok kültürlü insanlar geliyor. İş adamları ve sanatkarlar geliyor.

İlk motorunuzu hatırlıyor musunuz?

Ben motorları çok seviyorum, kaleye çok geliyorlardı ben de onları takip ediyordum. İlk motorum 65-70 senelerinde Japonya’dan motor ithal ettiler o zamanlar. Param da vardı, sıkılınca eski motoru satıp yenisini alıyordum. Beğendiğim motoru alıyordum. İngiliz kumaşları vardı onları diktiriyorduk, İstanbul’a ayakkabı almaya gidiyordum. O günler geçti gitti. Ortam da değişti, ben de değiştim.

”Eskiden İngiliz kumaşlarından elbiseler diktirir, ayakkabı almaya İstanbul’a giderdim.”


Kore’de ne kadar kaldınız?

1 yıl. Bir yıl Türkiye’de, bir yıl Kore’de askerlik yaptım. O zaman 2 seneydi askerlik. O zamanlar gece baskınları oluyordu, her gün şehit geliyordu. Türkiye gibi güzel yer var mı? Kendini bilen her insanda vardır Atatürk sevgisi. Atatürk 3 Nisan 1934 yılında Bergama’ya gelmiş. 4 yaşındaydım o zaman beni götürmediler, götürseler hatırlardım. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir