Kendini bir “Balkan kokteyli” olarak tanımlayan Teoman Hünal; Alman Lisesi’nden Viyana’ya, Londra’dan Maryland’e uzanan eğitim hayatını iç mimariyle taçlandırsa da, gönlünü çocukluğunun o kalabalık ve özenli aile sofralarına kaptırmış bir isim. Ataköy Marina’da “hobi” olarak başlayan işletmecilik serüvenini, Türkiye’nin en sevilen lezzet yolculuklarına ve içki kültürüne dair derinlikli yazılara dönüştüren Hünal ile; 90’dan fazla ülke sığdırdığı gezgin ruhunu, Mehmet Yaşin’li dostluğunu ve “gurme” sıfatına olan mesafeli duruşunu konuştuk.
“”İçki sarhoş olmak için içilmez, bir kere orada noktayı koyalım.”
Kendinizden bahseder misiniz?
Ben Teoman Hünal. İstanbul, Beşiktaş 1955 doğumluyum. Benim babam Manastır’ın güneyinde Florina diye bir kasaba var, oradan buraya göçmüşler Balkan Harbi’nde. Annem İmroz’lu, yeni adıyla Gökçeada. Dolayısıyla çocukken bir sürü kültürü bir arada yaşadım. Kendimi aslında ‘’Balkan kokteyli’’ olarak tarif ediyorum. İstanbul’da Alman Lisesi’ne gittim. Üniversitenin ilk 3 ayında Viyana’daydım. Sonra 2 yıl Londra, daha sonra Maryland’de iç mimari okudum bitirdim.
Dünyada 90 küsur ülke gezdim, görmek isteyip de görmediğim yer kalmadı.
Çocukluğunuzda yemek kültürü nasıldı?
Bizim evde yemek çok önemliydi, yemek saatinde mutlaka aile sofrasına oturulurdu. Yemek bitmeden de masadan katiyen kalkamazdık. Babam dışarıda yemek yemeyi çok severdi. Neredeyse her pazar Tarabya’daki balık restoranlarına giderdik. Babam madencilik yapıyordu, Soma’ya giderdik arabayla. Öğlenleri kebap yenilirdi. Yemek bizim hayatımızda hep önemli bir yer tutuyordu. Yurtdışına seyahatlere arabayla gidildiği için, o seyahatlere özel yemekler hazırlanıyordu.



İç mimarlıktan yeme içme dünyasına nasıl geçtiniz?
Eşimle beraber restoranlara ve barlara gitmeyi talebelik zamanından beri çok seviyorduk. Türkiye’ye dönünce, Ataköy marina açıldı. O sırada restoranlar mekanlarını kiralıyorlardı. Bizde hobi olarak bir pub açalım dedik. Kiraladıktan sonra içki ithalatına başladım.
İçki kültürü hakkında ne düşünüyorsunuz?
İçki sarhoş olmak için içilmez, bir kere orada noktayı koyalım. Hayatta anlamadığım ve kızdığım şeylerden biri de bu. Bütün hafta içmezsin, hafta sonu hadi dağıtalım diyenler. Yani benim içki içmemdeki amaç tadı Bir şarabın yemeğe eşlik etmesini seviyorum. Mesela votka çok nadir içerim, çünkü tadını fazla sevmiyorum. Mesela rakı kıskanç bir içkidir. Çünkü başka ilişkilerle beraber olmayı sevmez. Sofraya rakıyla başlarsan, rakıyla bitirirsin.
Mehmet Yaşin ile yaptığınız program hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mehmet Yaşin’le Eyüp Ataköy’de tanıştık. Ben içki ithal ediyordum, Sabah gazetesi falan da oradaydılar. Ben sonra gazetede yazmaya başlayınca basın seyahetlerinde bir arada olmaya başladık. İlk beraber gittiğimiz seyahat Singapur. Yemek programının çok faydası oldu. Türkiye’de hiç gitmeyi düşünmeyeceğim şehirlere bile gittik. Orada yenilebilecek en iyi yemekleri yedik. Kahramanmaraş, Adana ve Diyarbakır çok güzel şaşırttı beni. Ben 90 küsür ülke gezdim, görmek isteyip de görmediğim yerler kalmadı. Ama tekrar gitmek istediğim yerler çok var. Aynı yere gitmeyi, oralarda yeni restoranlar denemeyi çok seviyorum.
”Ben kendime gurme demiyorum, insan kendisine hiçbir şey dememeli.”
Gördüğünüz en tuhaf yemek neydi?
Bir sofrada canlı karidesler gördüm. Buz tabağında hayvanları sersemletiyorlar, canlı canlı yiyorsun. Ben mesela onu yememiştim açıkçası. Deniz mahsullerinin çoğunu aşırı derecede sevmem. Sakatatta sevdiklerim var ama Mehmet Yaşin kadar sevmiyorum.
Size gurme denilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben kendime gurme demiyorum, insan kendisine hiçbir şey dememeli. Mehmet’in güzel bir lafı var, ‘’Ben şikemperverim.’’ Keyifli şeyler yapmaktan hoşlanan bir insanım diyelim.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
