Makedonya’nın tozlu yollarından Akhisar’ın lezzet duraklarına, oradan da dünyanın dört bir yanına uzanan bir başarı öyküsü… Köfteci Ramiz’in hikayesi sadece bir yemek tarifi değil; emek, eğitim ve vefa ile yoğrulmuş bir aile destanı. Birtan Taşkınlar’ın ağzından dökülen bu serüven, şeker çuvallarından dikilen önlüklerle başlayan o küçük dükkan ruhunun, nasıl bir dünya markasına dönüştüğünü gözler önüne seriyor. İşte 1928’den bugüne sönmeyen o lezzet meşalesinin ilham veren detayları:
“Hayal kandildeki yağ gibidir, ışığını size verir. Hayaller olmadan olmaz. ”
Köfteci Ramiz’in hikayesini anlatır mısınız?
Birtan Taşkınlar. Köfteci Ramiz’in 4 oğlundan biriyim. Aile şirketiyiz. 1920’li yılların başında Rumeli’den büyük bir göç yaşanıyor ve Köfteci Ramiz Türkiye’ye gelmek zorunda kalıyor. Sakarya’nın Serdivan köyüne yerleşiyor. Daha sonra Akhisar şehrine geliyor. Babamın amcası burada lokanta işletiyor ve o da yanında başlıyor çalışmaya. Özellikle Makedonya’dan gördüğü köfte ve tatlı işini Akhisar’a getiriyor. Orijinal köfteyi bulup getiren Köfteci Ramiz babamızdır. Bizim kuruluş tarihimiz 1928.
Anne köftesinin güzel olmasının sırrı; dana etinden başka bir unsur katmadan hazırlanmasıdır.
Manisa’nın küçük bir dükkanından 130 şubelik bir öykü çıkıyor sonrasında. Aslında 130 şubete götüren öykünün başlangıcında hepimizin iyi eğitim almış olmaları geliyor. Ailede eliniz ayağınız tutup 7 yaşına geldiğiniz zaman evde oturamazsınız. Dükkana gidip çalışacaksın ve bir tabağın ucundan tutup ızgarada köfte çevirmeye kadar her şeye yardım edeceksin. Bunu çok küçük yaştan öğrenmeniz gerekiyor. annem bize şeker çuvallarından önlük dikerdi, boynumuza takıp çalışmaya giderdik. Ben İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesini kazandım. Baba mesleği dışında avukatlık yaptım uzun yıllar. 7 yıl futbol hakemliği yaptım, TFF’de temsilci olarak görev yaptım.



Biz kardeşlerimizle her birimiz bir üniversiteden mezun olup kendi mesleklerimizi yaptık. 2000 yılında 4 kardeş birleşip bir şirket kurduk ve köftecilik işini özellikle İstanbul’dan güneye inilen devlet karayolları üzerine taşımaya karar verdik. Düşüncemiz, babamızın ismini yaşatmaktı. Köfteci Ramiz ismini yaşatıp bu lezzeti isteyen herkese sunmak istedik. Bu noktaya gelmeyi düşünmemiştik. Yurtdışı ile ilgili serüvenimiz çok ciddi noktalara geldi. Özbekistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Kıbrıs ve ABD’de şubeler açıyoruz.
Köfte, tüm Türkiye’nin bu yakın coğrafyanın çok kabul ettiği bir yiyecek. Evlerimizde annelerimiz yapar. Anne köftesinin güzel olmasının sırrı ise dana etinden başka bir unsur katmadan hazır ediyoruz. Mangal kömüründe pişiriyoruz. Köfte pişip tabağa konduğu zaman, üzerinden biraz suyu ve yağı çıkması lazım. Hiç şüphesiz ki hijyen çok önemli. Bunun için de fabrikamızda bütün koşullarımızı zorlayarak büyük bir yatırım yaparak bir tesis hazırladık. Bizim köftelerimiz x-ray cihazından geçiyor. Bu sayede içinde yabancı cisim çıkması halinde, doğrudan ayrıştırabiliyoruz. Burada metalin nerede olduğuna kadar sistem işaret veriyor.
”Babamızın doğup büyüdüğü ve Türkiye’ye geldiği Makedonya’da, güzel bir mekanda Köfteci Ramiz tabelası altında bir yer açmak en büyük hayalimiz.”
Gelecek planlarımız arasında Amerika, Fransa, Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkeler var. Kanada ile görüşmelerimiz var. Babamızın çıkıp geldiği Balkanlar’da da büyümeyi düşünüyoruz. Yaşımız yetmezse de, bizden sonraki neslimizle birlikte sürdürmeyi çok arzu ediyoruz. Hayaller olmadan gerçekler olmaz. Babamızın doğup büyüdüğü ve Türkiye’ye geldiği Makedonya’da güzel bir mekanda Köfteci Ramiz tabelası altında bir yer açmak, en büyük hayalimiz diyebilirim. Her şey maddiyat değil, bu tarifi imkansız bir hayal.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
