Haberler

Ukraynalı Dönerci: Alina Pominchuk’un Hikayesi

Savaşın gölgesinden sıyrılıp İstanbul’un kalbinde kendine yeni bir hayat kuran Alina Pominchuk, mutfağı birleştirici bir güç olarak kullanan ilham verici bir isim. Ukrayna’daki mimarlık kariyerini ve tekstil geçmişini geride bırakarak döner tezgahının başına geçen Alina, sadece yemek sunmuyor; aynı zamanda “Türk ruhu” dediği o aidiyet duygusunu her dürümde misafirlerine aktarıyor. Zorluklara rağmen pes etmeyen azmi ve “yabancı esnaf” algısını yıkan samimiyetiyle, mahalle kültürünün en güzel örneklerinden birini sergiliyor.

“Ben 1980 Ukrayna doğumluyum ama her zaman ‘Ben Türk’üm’ diyorum.”

Ben Alina Pominchuk. 1980 Ukrayna doğumluyum. Annem Rus, babam Ukraynalı ama ben her zaman diyorum ki, ‘’Ben Türk’üm.’’ Benim her zaman Türk ruhum var. Mimarlık bölümünü bitirdikten sonra biraz mesleğimi yaptım. 2000 yılında Türkiye’ye geldim. Bir arkadaşım tekstil işi yapalım dedi ve 2014’e kadar tekstil işi yaptım. Birkaç tane küçük mağazam vardı. İç savaş çıkınca bırakmak zorunda kaldım. Söylerken bile tuhaf oluyorum. Yolda giderken bile her tarafta ölü insanlar görüyorsunuz. Sanhi hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz. Birbirimizi kandırmayı bırakalım, yardım edelim. Ben oradan kaçmak zorunda kaldım. Buraya geldikten sonra gıda sektörüne girdim. Ben burada çok mutluyum ve gurur duyuyorum kendimle. 

Tavuk dönerimizin özel bir sosu var, ona ‘Alina Sos’ diyorum. 


Türkiye’de en sevdiğiniz şey ne oldu?

Ben burada çok misafirperverlik gördüm, sanki akraba gibiyiz, hiç yabancılık çekmedim. ‘’Aç mısınız?’’ diye sormak bile güzel bir şey. Eve geldiğiniz zaman misafiri nasıl ağırlıyorsunuz, benim de burada böyle, her gelen önemli benim için. ‘’Boşver gelsin yesin.’’ deme lüksüm yok. 

Menüde hangi lezzetler var?

Bizde tavuk döner ana ürün ama yalnızca dönerimiz yok. Bunun yanında köfte ve kumru sandviç de yapıyoruz. Burayı kurarken insanlar çok sıcakkanlı olduğu için bana çok yardım ettiler. Ben burada yabancı esnafım ama hiç yabancılık çekmiyorum. Ben gururla Türk’üm diyorum. Bizim sosumuz farklı, Alina sos diyorum. İçinde ne var diyenlere ‘’Biraz bilgi, çok malzeme ve bol sevgi karıştırıyorum.’’ diyorum. 

”Her gün sabah erkenden dükkanı açıp gece geç saatte kapatıyorum, adeta bir robot gibi çalışıyorum ama bunu severek yapıyorum. ”


Ben burayı kolay kolay bırakamıyorum, hiç vakit bulamıyorum. Çünkü elemanımız eksik, her şey bana bakıyor. Her gün sabah erken açıp gece kapatıyorum. Robot gibi oldum artık. Annem bana ‘’Kızım sen mutluysan ne mutlu bana.’’ diyor. Ben severek yapıyorum her şeyi. Annem her zaman ‘’Kızım ne yaparsan yap en iyisini ve en güzelini yap, arkadan laf etmesinler.’’ derdi. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir