Kayseri’nin Şahmelik köyünde, babasız büyümenin burukluğuyla içli bir çocukluk geçiren Havva Çal; bugün 70 yaşında, elinde portafiltresiyle gençlere ilham veren bir “barista teyze”. 14 yaşında evlenen, 16 yaşında anne olan ve çocuklarını okutabilmek uğruna 36 yıl gurbetin kahrını çeken Havva Hanım, hayatı boyunca vazgeçmemenin ne demek olduğunu tüm dünyaya kanıtlamış bir isim.
En büyük hayali olan “okuma” özlemini çocuklarını doktor, eczacı ve işletmeci yaparak dindiren; Avusturya’daki terzilik yıllarından sonra Türkiye’ye dönüp çocuklarının kahve dükkanında tezgahın arkasına geçen Havva Çal, bugün sadece kahve demlemiyor; aynı zamanda bir nesle tecrübe ve hayat enerjisi aşılıyor. Flat white’tan americano’ya kadar tüm teknikleri 70’inden sonra öğrenen bu “görsel zeka”, gençlere “ben yapamam demeyin, azmedin” diyerek modern dünyanın içinde kadim bir bilge gibi duruyor.
“Çocuklardan ayrı kalmak bir annenin en büyük yarasıdır. Ben 36 yıl Avusturya’da o hasretle çalıştım. ”
Kendinizden bahseder misiniz?
Adım Havva soy ismim Çal. 1954 doğumluyum. Kayseri Develi Şahmelik Köyünde doğdum. 70 yaşını bitirdim. Biz köylüydük. Babam çok genç yaşta öldü. Ben tanımıyorum babamı. Tam hatırlamıyorum. Babaannem vardı, annem vardı. Ben babamı sorardım. Babaannem amcalarıma dermiş ki, “Havvanın yanında çocuklarınıza seslenmeyin. Çok üzülüyor.” dermiş. Ben çok içliydim. Çok gözyaşı akıttım. Çok duygulanırdım yani. Acırdım anneme acırdım. Annem çok çalışırdı. Annem de çok becerikli, çok sabırlı, çok fedakar bir anneydi. Koyun, kuzu, inek, at, eşek her şey vardı bizde. Herkesin gücü neye yeterse onu yapıyordu. Onlara yardım ediyorduk. Çocukluğum çok verimli geçti. Çok şeyler öğrendim. Babaannem çok misafir seven bir hanımefendiydi. Her gün misafirimiz gelirdi. Hürmet etmeyi öğrendik. İlkokul mezunuydum. Okulda birinciydim. Matematiğim çok güçlüydü. Zeki bir anne babanın evladıydım. Annem de çok zekiydi. Hiç okumamıştı ama matematiği süperdi. Yani bu bizde bir ırsiydı. Amcam öğretmendi. O da öyle çok zekiydi. Okutmadılar. O zaman kız çocuklarını okutmuyorlardı. Dört kardeştik. Biz hepimiz de çok zekiydik ama bize sahip çıkan olmadığı için okuyamadık. okumak içimde kaldı. Ben okusam ben tarihi çok severdim. Galiba tarih öğretmeni olurdum. Dünyanın kuruluşu çok ilgimi çekerdi.
Sütün kremasını yaparken zorlanmıştım ama ona da alıştım.
14 yaşında evlendim ben. 16 yaşında anne oldum. Gittiğim aile kalabalık bir aileydi. Sonra eşim işçi bulma kurumundan Avusturya’ya gitti. Ben de çocuklarımı okutayım, imkan vereyim diye onları babaanneye bıraktık Avusturya’ya gittik. Uzun yıllar orada çalıştık. Aslında bir yıllık diye gittik ama ben 36 yıl kaldım. Bir annenin en büyük yarası odur. Çocuklarından ayrı kalmak. Allah sabır versin. Çocuktan ayrı kalan annelerde benim içimde kanayan bir yara. Bugün çocuklarımın başını beklemek için ben burada duruyorum. Onlara yardım ediyorum. O özlemi gidermek için. Ama o özlem hiçbir zaman bitmiyor. Asıl usta Hürrem Hanım. Biz ondan öğrendik. Biz birbirimizden ayrı duramıyoruz. Çocuklukta ayrıldık ama şimdi hiç ayrılamıyoruz. İlk hedefim çocuklarımı okutmaktı. En büyüğüm eczacı oldu. Onun küçüğü işletmeyi bitirdi. En küçüğüm de doktor oldu. Üçünü de okuttum. Allah onlardan bin kere razı olsun. Benim hayalimi kırmadılar. Allah yollarını açık etsin.



Avusturya’da yaşamak nasıl bir duygu?
Avusturya’da yaşamak çok zor kızım. Hep horlanıyorsun. Hep dışlanıyorsun. Ama umursamadık. Çünkü Türkiye’de o yıllarda işsizlik çoktu. 76’da gittim ben. O yıllarda Türkiye’nin bel kemiği yurt dışında çalışan işçilerimiz diyebiliriz. Çünkü bir işçinin en az 15 kişiye faydası oluyordu. Biz orada duya duya Almanca öğrendik. Bizden önce giden kardeşlerimiz bize biraz yardımcı oldular. Ben bir tekstile gittim. Dokuma fabrikasıydı. Bez dokuyorduk. Ben orada 4 yıl çalıştım. 4 yıldan sonra bir konfeksiyona girdim. Dünyanın en ünlü firmasıydı. Orada terzilik yaptım. 28 senede aynı firmada çalıştım. Sonra Türkiye’ye döndüm. Eşim benden önce dönmüştü. Sonra ben döndüm. Benim bir çocuğum orada Tıp okudu. Onunla ikimiz kalmıştık. Ondan sonra da emekli olduk. Avrupa’da ben iyi ki gitmişim. İyi ki onları tanımışım. Avrupalılar çok çalışkandır. İşe geç kalmazlar. işlerine çok sahip çıkarlar, iş kaybetme korkusunu çok yaşarlar.
Buranın açılma hikayesini anlatır mısınız?
Burası 2010 yılında açıldı ama kahveci olarak değil. Mantı evi olarak açtık. Bu bölgede kuru fasulye ile anılıyoruz. Sonrasında oğlum 3. nesil kahveciliği çok araştırdı ve 5 sene sonra burayı açtık. Ben çalışmıyorum, çocuklarıma destek amaçlı geldim. Burada çalışan çocuklar ders zamanlarında erken gelmek istiyorlardı, akşamdan sabah kaçta açarsın diye soruyorlardı. Ben diyordum işte, 8’de açılıyor. Ne olursun erken gel dedikleri için 7 buçuk’ta kapıları açıyordum. Sonra bir gencimiz kahve istedi ve Americano yaparak işe başladım. Kızım zaten baristalık kursu almıştı, ben de ondan görmüştüm ve yapmaya başladım. Çocuk çok beğendi ve arkadaşlarına da tavsiye etmiş, çok güzel Americano yapıyor diye. Şimdi Americano, cappuccino, latte, flat white yapıyorum. Filtre kahve demlemeyi biliyorum. Sadece sütün kremasını yaparken zorlanmıştım ama ona da alıştım.
”Gençlere tavsiyem; ‘ben bu işi bilmiyorum’ diye yılmasınlar. Mesleğin kötüsü yoktur, azmetsinler, gayret etsinler.”
Eşiniz barista olmanıza bir şey dedi mi?
Eşim bir şey demedi. Eşim zaten başardığımı biliyordu. O bir görsel zekam olduğu için, ne iş yapsam ben başarıyordum. Eşim bir şey demedi ama talebeler biraz ‘’Aa teyze sen mi yapacaksın, yapabilecek misin?’’ diye garipsediler. Sonra onlar da alıştı. Şimdi benden istiyorlar teyzem yapsın onun eli lezzetli diye. Anneannemden beri hep el lezzeti var bizde.
Gençlere ne tavsiye edersiniz?
Gençlere benim bir tavsiyem var. Ben bu işi bilmiyorum diye yılmasınlar, bıkmasınlar, azmetsinler, gayret etsinler. Her şeyi öğrenebilirler. İnsan bıktığı an kendi kendilerine teselli versinler. Okumak isteyip de okuyamayan gençleri düşünsünler. Benim hala bugün okula gitsem okuyabilir mi? O kadar hevesim var. Gerçekten düşünüyorum. Eğer zaman bulabilsem gidip okuyacağım. Gitsinler elektrik öğrensinler, fayansçılık öğrensinler. Hatta duvarcılık öğrensinler. Her şey insanın başına gelebiliyor. Evlatlarım mesleğin kötüsü yoktur. Ben bayanım demesinler. Her şeyi öğrensinler.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
