Haberler

Piyanist Burçin Büke: Kebap Yerken Jazz Da Dinlenir

Müzik ve yemek; her ikisi de ruhu besleyen, yaratıcılık ve tutkuyla şekillenen uçsuz bucaksız dünyalar. Peki, dünyaca ünlü bir piyanistin gözünde bir tabak yemek, bir Beethoven sonatıyla nasıl eşleşebilir? Başarılı piyanist Burçin Büke ile müziğin ritminden mutfağın kokusuna uzanan sıra dışı bir sohbete imza attık. Ege’nin kuzu etli keşkeğine atonal besteler hayal eden, menülere özel senfoniler kurgulayan Büke, “yemek karın doyurmak değildir” diyerek bizi sanatın ve lezzetin iç içe geçtiği o büyülü sofraya davet ediyor.

“Gastronomi konusunda beğendiğim menüler bende müzik çağrıştırıyor.”

Yemekle müzik ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?

Sıralama olarak bende önce yemek geliyor, sonradan müzik geliyor. İçinde sanatın koktuğu her şeyde bir birleşim var. Gastronomi konusunda beğendiğim menüler müzik çağrıştırıyor bende. Hatta benim şöyle bir projem bir projem vardı. Çok beğendiğim bir restoran veya bir şefin menüsüne özel besteler yapıp isimleri bulunduktan sonra menüde de müzikle beraber insanların takip etmesini istiyordum. Fakat bu bugüne kadar gerçekleşmedi. Belki yapan olmuştur diye düşünüyorum. Ama Türkiye’de böyle beğendiğim bir iki yer var. Onlara gerçekten böyle bir çalışma yapmak istiyorum. 

Yemeği sadece karın doyuracak bir şey olarak görmüyorum.


Bir de yemeği ben karın doyuracak bir şey olarak görmüyorum. İşte bir salata geliyor mesela. Salatanın içine küçük espriler yapıyor şefler, onlar büyük ustalar. İşte o resmi görmek değil mi? Müzikte de öyle. Hep bir hayal kurdurma hadisemiz var bizim. Şöyle düşün, diyelim ki Beethoven sonat çalıyorsun. O sonatı zaten 1 milyar piyanist çalıyor. Onu değişik sunman lazım ki insanların aklında kalabilsin. Yemek de benim için öyle bir şey. Görselliği çok önemli ve bana bir şey anlatması lazım. Bir resim ve hayal dünyasına sokması lazım.

Öncelikle menüye bir beste yapman harikulade bir fikir bence, hayata geçmesini çok isterim. Senden önce yapan var mı bilmiyorum ama sen anlatırken ben çok heyecanlandım. 

Güzel bir şey olur diye düşünüyorum. Yani düşünsene, sen menüyü açıyorsun ve şef acayip süslemiş. O sayfayı açtığında mesela bir link vereceksin oraya, meraklısı telefonunu tutacak ve orada müziği dinleyecek. O yemeğin arkasından tatlıya geçecek işte. Onlar da böyle güzel bir profesyonel çalışma olur diye düşünüyorum. 

Burçin, Anadolu mutfağından bir yemeğe beste yapsan bu nasıl bir şey olurdu?

Mesela keşkek. En sevdiğim yemektir keşkek. İstanbul’da genelde tavukla yapıyorlar ama biz Ege’de düğünlerde kuzu etiyle yapılan versiyonunu yiyordum. Ona böyle karmaşık akorlarla bir şey yapmak isterdim. Basit bir tema değil, keşkek benim için çok daha yoğun bir şey. O Anadolu kültürü var, Ege kültürü var. Daha kapsamlı bir müzik yapardım. Belki de atonal bir müzik yapardım. Hani kulağa hoş gelmeyen sesler vardır ya, onu yapabilirdim zıt bir şey. 

Mekanların müzik listesini bilinçli hazırlaması gerekiyor değil mi?

En azından hedef kitlesine göre diyelim. Tabaklar, bardaklar, menü nasıl önemliyse, müzik de çok önemli. Hatta müzik çalmıyorsan, dış sesler de son derece önemli. Yemeğin tadını ve müşterinin yemek tercihlerini etkiliyor. Örnek vereyim, sevgili Adnan Çam’ın Zekeriyaköy’de Adana kebapçısı var. Mesela orada klasik batı müziği ve çok güzel coverlar dinlersiniz. Bu güzel bir durum bence. 

Konser verdiğin mekanlarda bazen restoranda yemek yiyen insanlara müzik yapıyorsunuz. Sen müziğin ritmini değiştirdiğinde sahneden yemek yiyen insanlar nasıl görünüyor?

Biz Güvenç’le 8-9 senedir çalıyoruz ve artık ezber çalıyoruz. Birbirimize hiç bakmıyoruz bile. Güvenç bana ufak bir replik veriyor parçalardan önce, ondan sonra ben giriyorum. Her gece de aynı stilde çalmıyoruz veya her konserimizde aynı şeyi çalmıyoruz. Daha çok doğaçlama gidiyoruz. En son dinletimizde Amsterdam’dan 5-6 tane insan vardı. Biz Türkçe çalınca anlamıyorlar ama eşlik ediyorlar bir şekilde. Güvenç, ‘’Burçin bir bah çalar mısın?’’ dedi, ben bah çaldığımda hemen hanımefendi kafasını çevirdi. Dikkatini alıyoruz biz onların, oturuşlarından bile anlıyoruz neyi dinlemek istediklerini. Müşteriye göre çalmıyoruz ama biz çalarken nasıl zevk alıyorsak, onların da almasını istiyorum. Normalde gece bitiminde kimse sanatçıya gelip tebrik etmek, bizim hep yanımıza geliyorlar mesela. 

Güvenç ile benim de motivasyonum yüksekse çok daha değişik şeyler yapıyoruz. Konuklar geliyor, onlarla değişik şeyler yapıyoruz. Sevgili Selçuk Yöntem geldi mesela, hepsi masadan şarkılarını söylediler.

”Eğer bir yemeğe beste yapacak olsam bu kesinlikle keşkek olurdu. ”


Sen 4 yaşından beri piyano çalan birisin. Piyanoyla bu kadar vakit geçirirken, hiç yemek yapıyor musun?

Evde çoğunlukla ben yaparım yemeği. Tabi annelerimizin yaptığı tencere yemeklerini çok beceremem ama fırında güzel yaptığım şeyler var. Mesela somon, balık falan yaparım. Özel soslarla marine ederim. Pasta yaparım. Güzel yaptığımı zannediyorum. Güvenç de çok güzel yemek yapar. 


Muhteşem krepler

Bunlar da ilginizi çekebilir
Haberler

Anadolu’nun Mutfak Mirası ve "Damak Hafızası": Sahrap Soysal ile Lezzet Yolculuğu

Sahrap Soysal için yemek, yalnızca bir tarifin uygulanması değil; nesiller boyu aktarılan bir sevgi bağı ve kültürel bir hafıza meselesi. Anadolu’yu karış…
Haberler

Mutfaktaki Neşenin ve Kültürel Mirasın İzinde: Sahrap Soysal

Ekranların en enerjik, en içten ve “aileden biri” olmayı başaran nadir isimlerinden biri o. ODTÜ mezunu bir kimyagerken, 40 yaşından sonra hayatın…
Haberler

Adım Adım Zeytinyağlı Yaprak Sarma Nasıl Pişirilir?

Zeytinyağlı yaprak sarma denince akan sular durur. Kimisi kalem gibi ince sever, kimisi bol ekşili… Ama hepimizin ortak noktası, o tencerenin kapağını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir