Bir babanın kendi evladına yedirdiği meyvede tarım ilacı kalıntısı bulmasıyla başlayan bireysel bir mücadele, bugün Türkiye’nin gıda güvenliği sorununu masaya yatıran toplumsal bir harekete dönüşüyor. Tropikal meyve üreticisi Mehmet Ezici; market raflarından semt pazarlarına, ihracat krizlerinden artan kanser vakalarına kadar geniş bir yelpazede “pestisit” tehlikesine dikkat çekiyor. “Milli güvenlik sorunu” olarak tanımladığı bu kontrolsüz ilaç kullanımıyla mücadele çağrısı yapan Ezici, hem üreticiyi eğitmeye hem de yasal düzenleyicileri radikal kararlar almaya davet ediyor.
“Marketlerin ön analiz yapması lazım; bir laboratuvar kuracaklar ve bir saat içinde 100 tane analiz yapabilen aletler kullanacaklar.”
Ben Mehmet Ezici. Bu pestisit olayına neden kafayı taktım? Alanya’da benim mango verdiğim bir bahçe var. Oraya gittim ve ejder meyvesi yetiştiriyorlardı. Çekimi yaparken meyvelerin üzerinde kahverengi izler gördüm. Ziraat Mühendisi olan kadın, ‘’Biz bunlara tarım ilacı kullandık.’’ dedi. Ben oraya 1 buçuk yaşındaki oğlumu götürmüştüm ve bakıcı kadın oğluma ejder meyvesi yedirmiş. Ondan sonra ben bunu Antalya’ya laboratuvara gönderdim ve içinde tarım ilacı çıktı. Benim kafam bir anda attı.
Alanya’da otogarın karşısında her gün evime alışveriş yaptığım bir manav var. Oradan domates, salatalık, elma ve armut falan aldım ve hepsini analize gönderdim. Hepsinde tarım ilacı çok yüksek miktarda çıktı. Sonrasında Türkiye’nin en büyük marketleri var oraya gittim, kimin ne ürettiği falan belliydi. Nane, dereotu, maydanoz falan bunların hepsinde tarım ilacı çıktı. Sonrasında marketlere gittim 100’e yakın analiz yaptırdım ve yaptırdığım bütün analizlerde yüksek oranda pestisit çıktı. Marketlerin ön analiz yapması lazım, bir laboratuvar kuracaklar ve bir alet var bir saat içinde 100 tane analiz yapabiliyor. Çok maliyetli bir şey değil aslında.
Lütfen kanun değişikliği yapın; ilaçlı ürün satanlara hapis cezası gelsin.
Türkiye’deki gıda sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben 80 milyon insanı neden zehirliyim, tarım ilaçları çocuklarda lösemiye sebep oluyor, yetişkinlerde meme ve kolon kanserine yol açıyor. Türkiye’nin bence en önemli sorunu milli güvenlik sorunu. Lütfen kanun değişikliği yapın, tarım ilaçlı meyve ve sebze satanlara hapis cezası gelsin. Ben çıkıp konuştum diye birçok kişi bana düşman oldu, üreticiler kızıyor. İhracata giden malların birçoğu geri iade ediliyor.
Balıkta ağır metal, tavukta büyütme faktörü gibi birçok gıdada sorun var. Türkiye bence gıda sektöründe ilk sıralara girebilir, lütfen geleceğimizi yok etmeyelim. Marmara Denizi şuan kirlilikten geçilmiyor, Tuna’nın bütün atıkları denize akıyor. Deterjanlı sular, sanayi atıkları ve otellerin atıkları denize gidiyor.



Yabani otları ben elden çekiyorum. Bunu elden çekmek çok büyük bir maliyet çünkü elden çekmek yerine ot ilacı veriyorlar. Ot ilacı bunları kendiliğinden kurutuyor. Çiftçiler küçük çocukların yanına getiriyorlar bu ot ilacını atarken çocuklar onları soluyor ve temas ediyor. Ben burada bir çocuk doktoruyla sohbet ettim, ‘’Çok büyük bir lösemi artışı var.’’ diyor. Bunun sebebi tarım ilaçları.
Nasıl insanlar doktora gidip reçete yazdırıyorsa, bu bitkilerin de ziraat mühendisleri tarafından reçete yazılması lazım. Onların kayıt altına alınması lazım. Herkes kafasına göre ilaç alıp bitkilerde kullanıyor ve çoğunun içinde kalıntı oluyor. Birileri belki zarar edecek ama sonu iyi olacak. Neden 80 milyon insanın sağlığıyla oynuyoruz? Ben diyorum ki bu pestitit, her şeyden bin kat daha zehirli.
”Böyle giderse Avrupa, Türkiye’den tarım ürünleri alımını tamamen yasaklayacak.”
Böyle giderse Avrupa, Türkiye’den tarım ürünleri alımını tamamen yasaklayacak, sebze meyve satılşmayacak. 35 milyar dolarlık ihracat yapıyoruz, tarımı mahvedecekler kardeşim. Bu pestisit olayının önüne geçilmesi lazım. Her şeyin analiz edilmesi lazım, çiftçinin eğitilmesi lazım. Ruhsatsız ilaçlar dünyanın her şeyinde kullanılıyor ama bizde erken hasat yapılıyor. Duyduğum kadarıyla el altından yasaklı tarım ilaçlarını bile satıyorlar.
Öne Çıkanlar
Muhteşem krepler
